12 Nisan 2016 Salı

Ne Büyük Müjde

"Peygamberler, ümmetleri için atiyyedir. Fakat Resulullah (SAV) Efendimiz hediyedir. Hediye ile atiyye arasında fark vardır. Atiyye muhtaçlara, hediye ise sevilenlere verilir.'' 
(Ebul abbas mürsi k.s)
  

7 Nisan 2016 Perşembe

Üç Aylarımız Mübarek Olsun


Receb Ayı Ve Fazileti

Receb ayı, kamerî ayların yedincisi, üç ayların ise başlangıcıdır. Ramazan-ı şerifin müjdeleyicisidir. Receb ayının içinde iki mübarek gece bulunmaktadır. Birisi "Regaib" diğeri "Miraç" gecesidir.

Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurur:

"Beni iyi dinleyin; Receb ayı, savaş hislerinin duyulmadığı Allah'ın (haram) ayıdır. Kim inanarak ve sevabını sadece Allah'tan bekleyerek Receb ayında bir gün oruç tutarsa Allah Teâlâ'nın en büyük hoşnutluğunu kazanmış olur" (Tezkire).

Denilir ki; Allah Teâlâ (c.c) yılın aylarını dört ay ile süslemiştir. Şu âyet-i kerime bu hususa işaret eder:

"Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah'ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah'ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin..."[1]

Bu haram ayların üçü peş peşe (zilkade, zilhicce, muharrem) ve biri de tek başına olup Receb ayıdır.

Rivayet edildiğine göre; Receb ayının ilk cuma günü gecenin üçte biri geçince bütün melekler Receb ayında oruç tutanlar için istiğfar ederler.

Deylemî, Hz. Âişe'den (r.ah) şöyle rivayet etmiştir: Resûlullah'ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu işittim:

"Cenâb-ı Hak (c.c) şu dört gecede hayırları yağmur gibi yağdırır:

Kurban bayramı gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Şâban'ın on beşinci (Berat) gecesi, Receb ayının ilk gecesi." [2] [3]

 Üç Aylarda Yapacaklarımız
• Tevbeye sarılmalıyız. “Ben günde yetmiş sefer (bazı rivayetlerde yüz sefer) tevbe ederim.” diyen rahmet Peygamberine (s.a.v) uyarak bol bol tevbe etmeliyiz.


Zifiri bir gecede, denizin karanlıklarındaki balığın karnından “Senden başka ilah yoktur; Seni tenzih ve tesbih ederim. Ben zalimlerden oldum.” (Enbiya, 87) diyerek inleyen Yunus Aleyhisselam’ın iniltilerine eşlik ederek tevbe etmeliyiz.


Karşılaştığı olayları tevbe sebebi görüp, bütün bir ömrünü “Ya Rabbi! Ben pişmanım! Bütün yapmış olduğum günahlardan; keşke yapmasaydım. İnşallah bir daha ben yapmayacağım.” yakarışları ile geçiren Allah dostlarının yollarına düşerek tevbe etmeliyiz.


Âlemlerin Rabbi karşısında hiçliklerini iliklerine kadar hisseden arifler meclisine kalbimizi bağlayarak, her gün kendimizi hesaba çekip temizlenmeye çalışmalıyız.


• Beş vakit namazımızı, cemaatle kılmaya özen göstermeliyiz.


• Zikre yapışmalıyız. Vird edindiğimiz amelleri aksatmamaya çalışmalıyız.


• Sünnet olan oruçları gücümüz nisbetinde tutma gayretinde olmalıyız. Özellikle ayın ilk, orta ve son günleri ile Pazartesi, Perşembe günleri oruç tutma azminde olmalıyız.


• Sünnet olan namazlara, özellikle geceleyin kalkıp en az iki rekât teheccüt namazı kılmaya kendimizi alıştırmalıyız. Eğer Recep ayından itibaren bunu yapmaya çalışırsak, Ramazan ayında da inşallah buna devam etmekte zorluk çekmeyiz.


• Kur’an okumaya, bir sayfa bile olsa her gün devam etmeliyiz.


• Sadaka ve diğer hayırlı işlerimizi artırarak sürdürmeliyiz.


• İmkanı olanlar için, Recep ayında umre yapmanın müstehap olduğunu bilmeliyiz. 


Bu ve benzeri hususlara dikkat ettiğimiz takdirde, Recep ayı ile başlayan ve Ramazan ayı ile zirveye ulaşan manevi iklimden doya doya faydalanırız inşallah.


Rabbimiz bizi, küçüklüğümüzü anlayıp kendisine yalvaranların arasına katsın! Çünkü O, Resulüne (s.a.v) şöyle seslendi:


“Resulüm de ki: Yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?!” (Furkan, 77)[1]


[1] Bu yazı Semerkand Dergisi’nin 1999 Ekim sayısından alındı



1 Nisan 2016 Cuma

Yolun İki Esası


Şeyh Muhammed Diyaüddin k.s., Silvan müftüsü Şeyh Abdurrahman’a cevaben yazdığı bir mektubunda, Nakşibendî yolunun iki esasını şöyle beyan buyurmuştur:
Birincisi, Allah’ın muhabbetidir ki, o hiçbir karşılığın kendisine bedel olmadığı bir şeydir. Nitekim Mevlâna Camî k.s. demiş ki: “Dünyada bir bedeli olmayan hiçbir şey yoktur. Fakat Allah aşkının menkıbesi bedelsizdir.” Çünkü o aşk kalpteki masiva (Allah’tan gayrisi) düşüncesini yakar, kalp mahbub olan Allah’tan başkasına razı olamaz. Kişinin imanı da ancak bu aşk ile tamam olur. Hazret-i Peygamber s.a.v.’e aşık olmak, kişinin Allah Tealâ’ya duyduğu muhabbete bağlı olduğundan, Rasulullah s.a.v., “Herhangi biriniz beni nefsinden, malından, evlatlarından daha çok sevmedikçe hakkıyla iman etmiş olamaz.” buyurmuştur. Öyle ise akıllı kimsenin, ebedi saadete kavuşmak için bu aşkı elde etmeye çalışması gerekir.
...........
Mümin Munis’in hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Nisan 2016 sayısında.