24 Şubat 2014 Pazartesi

Ey Can...



Ey Can... 
"Kazandıkça bölüşemiyorsan elini sorgula. 
Konuştukça kırıcı oluyorsan dilini sorgula. 
Yürüdükçe menzilden çıkıyorsan yolunu sorgula. 
Ömür geçtikçe yerinde sayıyorsan gününü sorgula. 
Sevildikçe vefasızlaşıyorsan gönlünü sorgula. 
Hangi halde olursan ol sonunu sorgula..." 
Hz. Mevlana (ks)

21 Şubat 2014 Cuma

~BERABERLİK~



~BERABERLİK~

Ebu Osman Said bin İsmail el-Hiri (r.a) şöyle demiştir: 
-“Allah (c.c.) ile olan beraberlik; edepli olmak ve daima O’nu ve heybetini hatırlamakla,
-Peygamberimiz (s.a.v) ile olan beraberlik; onun sünnetine ittiba etmek, fıkıh neyi gerektiriyorsa onu yapmakla,
-Allah dostlarıyla olan beraberlik; onlara hürmet ve hizmet etmekle,
-Aile ile olan beraberlik; onlara güzel ahlakla muamele etmekle,
-Din kardeşinle olan beraberlik; harama düşmemek şartıyla onlarla görüşmeye ve sohbete devam etmekle,
-Cahillerle olan beraberlik ise onlara şefkat ve dua ile yaklaşmak ile olur.” 
(Es-Seyyid Muhammed b. Alevi el-Maliki el-Haseni, Mefahim)

~ Gençlere "Haya" Yakışır ~



Allah Resulu (sav) Ensar’dan bir kişinin yanından geçerken, onun kardeşini utanmaktan vazgeçirmeye çalıştığını gördü. “Onu kendi haline bırak; çünkü haya imandandır!” buyurdu.
Haya mümin ahlâkıdır. Edep, kulluk ve tüm güzellikler haya ile gelir. Şimdilerde anne-babasının, öğretmeninin yanında bacak bacak üstüne atabilen, uzanabilen, kendinden büyüklerin huzurunda hiç çekinmeden sigara içebilen gençlik, haya duygusundan yoksun olduğu için bu halde.
Eskiden bir şarkıyı güftesindeki bazı uygunsuz cümlelerden ötürü reddederken şimdi güftesi bir uçtan bir uca ahlâksız, klibi tamamıyla müstehcen şarkıları çocuğumuzun dilinde duyduğumuzda "Ne güzel de sesi varmış benim yavrumun!" demekle yetiniyoruz.
Genç kızımız ve oğlumuzla beraber izlediğimiz dizilerde hoşumuza gitmeyen bir bölüm olursa zaplayıp, bir müddet sonra aynı kanala dönerek eğlencemizden ödün vermiyoruz. Eğlence, espri, popüler kültür derken çoğalan eksilerimizin arasında çocuklarımıza “haya”dan bahsetmek aklımıza çoğu kez gelmeyebiliyor.
“Rasulullah, perdenin arkasındaki bir genç kızdan daha fazla haya sahibiydi”
Gençlere haya duygusunu aşılayabilmenin en güzel yolu yaşayarak göstermektir. Onlara bu konuda öncelikle büyükler örnek olmaya çalışmalı. Eğer kendimiz örnek olmada yetersiz kalıyorsak, onları örnek alabilecekleri şahsiyetlerle tanıştırmayı ihmal etmemeliyiz. Bu şahsiyetlerin ilki Efendimiz (sav) olmalı. Gençleri, alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz'deki (sav) zirve ahlâkın izlerini sürmeye teşvik etmeliyiz. Ebu Said el-Hudri'nin (r.a) ifade ettiğine göre Allah Resulu (sav), perdenin arkasındaki bir genç kızdan daha fazla haya sahibiydi. O'nun gençlik çağında, Arap yarımadası hayasızlıklarla dolu bir görüntü arzetse de Efendimiz (sav) cahiliye âdetlerinden uzak kalmış ve ömrünü, hususiyetle gençlik dönemini, eşine az rastlanır haya örnekleriyle süslemiştir. O’nun gençliğinde halk Kâbe'yi çıplak bir şekilde tavaf etmeyi âdet edinmişken Efendimiz (sav), gerek tavafta gerek sair vakitlerde hiçbir zaman böyle bir tutuma yeltenmedi. Kötülüklerin yer aldığı meclislere gitmekten haya etmiş, çirkinliklerden bahsetmemeye özen göstermişti. Efendimiz (sav), haya hakkında en güzel öğüdü ashabına şöyle ifade buyurmuştur: "Haya insan için zinettir…"
Haya duygusu, yanlıştan uzaklaştırır
Gençlere haya duygusunu anlatırken Allah’tan (c.c) utanmanın önemine değinmeyi ihmal etmemeliyiz. Çünkü Allah'tan utanmak, hayanın hem kökü ve hem de meyvesi mesabesindedir. Allah'tan utanan bir kul, o utancı sayesinde insanlardan da haya eder. Allah’a karşı duyduğu haya hissiyle dini müeyyidelere tâbi olur.
Bir gün İbn-i Ömer koyun otlatmakta olan bir çocuğun yanına giderek koyunlardan birini kendisine satmasını ister. Çocuk, satamayacağını çünkü koyunların kendisine ait olmadığını söyler. İbn-i Ömer, “Sahibine, ‘Koyunu kurt yedi!’ dersin. Böylece para da cebinde kalır” der. Çocuğun cevabı kendisindeki güzel ahlakı yansıtır: “Sahibime ‘kurt yedi!’ diyeceğim. Peki söyle bana, Allah (c.c) bunu görmeyecek mi!...”
Haya duygusu kişiyi yanlış işlerden alıkoyar. Efendimiz (sav), "Utanmıyorsan dilediğini yap!" buyururken, insanın fıtratında bulunan haya hissinin nasıl kuvvetli bir otokontrol sistemi olduğuna dikkat çeker. Hayanın sembolleştiği Peygamberlerden biri olan Yusuf Aleyhisselam, ona yaklaşmayı arzu ettiğinde odadaki putun üzerini örten Züleyha’ya neden böyle yaptığını sormuştu. “Puttan utandığım için” demişti Züleyha. Yusuf Peygamber’in sözleri manidardı: “Sen sahte olan ilahından haya ediyorsun, ya ben Rabbim’den nasıl utanmam!”
Utanma duygusuna sahip gençlerimize her zamankinden daha çok muhtaç durumdayız. Çünkü haya eden bir genç, ne ebeveyninin ne de kanunların ikazına ihtiyaç duyar. Hayası onu kötülüklerden uzak durmaya sevk eder.

H. Bektaşoğlu / Haziran 2006 / Semerkand Aile

17 Şubat 2014 Pazartesi

Efendim (Allahumme Salli Ala Seyyidina Muhammedin Ve Ala Ali Seyyidina Muhammed)

   Dinlemeye doyamadığım muhteşem bir eser...Öyle bir aşk ve muhabbetle yazılmış ki dinleyen insana Efendim(sav) sanki yanındaymış hissi veriyor...Bu ilahiyi dinlemek insan gönlüne şifa,huzur,muhabbet inanmayan dinlesin.... :) ne dediğini anlamadan dahi alıp götürmekte ki Türkçe manasıyla dinlemek ayrı bir rahmet o yüzden sizler için Türkçe manası buyrun ....

               
 Essubhu beda min tal’atihi - Sabah nurunu O’nun çehresinden aldı
Velleylü deca min vefratihi - 
Gece ise karanlığını O’nun siyah saçlarından aldı
Fakar Rusulâ fazlan ve âlâ - 
O fazilet ve ulviyeti ile bütün resullerden üstün oldu
Ehdes sublâ li delâ le tihi - Hidayete erenler yolunu O’nun delaleti ile buldu 

Kenzül kerami mevlenniami - Cömertlik hazinesi o hazineden ihsan edendi
Hâdil ümemi li şeriatihi - 
Toplumları dinine ve hidayetine erdirdi
Ez kennesebi a’lel-hasebi - 
Soyu çok temiz, şerefi pek yücedir
Küllü’l-arabi fi-hizmetihi - 
Bütün Araplar O’nun hizmetindedir


Sâate şeceru natakal haceru - Ağaçlar huzurunda koştu, taşlar dile gelip konuştu
Şakkal kameru bi işaretihi - 
O’nun işareti ile ay ikiye yarıldı

Cibrili etâ leylete Esrâ - 
İsra gecesi Cebrail (a.s.) O’na geldi
Ver-Rabbü de’â li-hazretihi -
 Ve Rabbi O’nu huzuruna davet etti

Nâdeş-şerefâ vallâhu afâ - 
O büyük rütbelere nail oldu
Amma selafâ min ümmetihi - 
Allah (c.c.) da O’nun ümmetini affetti
Fe Muhammeduna Hü ve Seyyidina -
 
Bizim Muhammedimiz (s.a.v.) ki O bizim efendimizdir
Fel izzülenâ bi icabetihi - 
O’nu kabul ettiğimiz için şeref bize aittir


14 Şubat 2014 Cuma

~Dünya Malı , Ahiret Saadeti~


Allah Tealâ Hazretleri, dünya malının geçici olduğunu, fani olduğunu, tatlı bir yeşillik olduğunu, Habib-i Hüda s.a.v. Efendimiz vasıtasıyla bize bildirmiştir.
Efendimiz s.a.v. buyurmuştur ki:
“Dünya tatlı bir yeşilliktir. Allah Tealâ sizin ne yapacağınızı görmek için, sizi yeryüzüne halife gönderdi. İsrailoğulları refaha kavuştukları zaman, elbise, koku, ziynet, ev eşyası ve kadınlar­la zevk ederek, ahireti unuttu. Ahireti kaybetti.”
Yine Rasul-i Kibriya s.a.v. Efendimiz bir başka hadis-i şerifte şöyle buyurdu:
“Servet çokluğu sizi gaflete düşürmesin, malınızın çokluğu sizi kandırma­sın. İnsanoğlu malım, malım der, durur. Halbuki senin malın ve servetin, yiyip içti­ğin, giyip yok ettiğindir.”
Evet; malım malım der, övünür dururuz. Halbuki senin malım değin, ye­diğindir, giydiğindir, eskitip yok ettiğindir. Giymek suretiyle eskitip yok ettiklerin ve Allah için verdiklerin Allah hesabına vardır. Geride bulunan her şey bir gün seni terk eder, sana yar olmaz.
Bir de şu hadis-i şerife bakalım:
“En büyük emeli dünyalık olduğu halde sabaha çıkan kimse, Allah katında bir kıymet taşımaz. Aynı zamanda Allah Tealâ onun kalbini dört şey ile meşgul eder:
• Eksilmeyen ardı arkası gelmeyen telaş ile.
• Bitmek bilmeyen meşgale ile.
• Zenginliğe ulaşamadığı fakirlik ile.
• Sonu gelmeyen boş kuruntular ile…”
İşte hiç bitmediğinden şikayet ettiğimiz telaşın sebebi; sabah kalktığında derdin dünyadır.
Meşguliyetim hiç bitmiyor, nefes alamıyorum diyoruz ya, işte yine aynı sebep.
Allahu Azimüşşan ve Tekaddes Hazretleri, bu ve benzeri hadis-i şerifler ile kalbimizi dünyadan uzaklaştırmak ister. Dünya malı büyüklük değildir. Evlat büyüklük değildir. Mal-mülk de değildir. Dünya fani, evlat, oğul boş övünme sebebidir.
Şakik Belhî Hazretleri, Abbasi halifesinin huzuruna çıktığı zaman, halife: “Zühd ve takva sahibi Şakik sen misin?” diye sorunca:
- Şakik benim, zühd ve takva sahibi olan ben değilim, o sensin sultanım, dedi
Halife bu cevaba şaşırdı ve dedi ki:
- Ben dünya zenginliği içindeyim. Her türlü ferah ve refah içindeyim. Nasıl olur da zühd ve takva sahibi olabilirim?
Şakik Belhî Hazretleri şu cevabı verdi:
- Allah, Kur’an-ı Azimüşşan’da dünya için; “Kalîl, az bir şey..” dedi. Sen az bir şeye kanaat ettin. Bize ise “Ahiret bakidir, nimetleri bitmez..” dedi. Biz de ahireti seçtik. Sen az bir­ şeye kanaat ettiğin için zühd ehli sayılırsın.
Şakik Belhî k.s. Hazretleri bu cevabıyla onun dünya saltanatını hafife aldı, maneviyatın izzetini korudu. Yani dünyanın bütünü saltanatın altında olsa, Cenab-ı Hak ona “kalîl: azcık” dedi. Padişahım diyorsun ama dünyaya kanaat getirdin. İşte onun için zühd sahibisin. Halbuki asıl gayesi; “Ta­mah sahibisin, kandın!” demek oluyor ama bunu çok zarif bir şekilde lâtife ile söylüyor.
Yine evliyaullahın büyüklerinden Hatemü’l-Esam k.s. diyor ki:
Kur’an-ı Azimüşşan’da gördüm ki, Hucurat Suresi 13’üncü ayet-i celilede “Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok çekineninizdir.” buyuruluyor.
Ben bu ayet-i celileyi düşündüm. İnsanla­rın önem verdiği mal, evlat ve rütbenin boş olduğunu anladım. Allahu Azimüşşan ve Tekaddes Hazretleri’nin hükmüne boyun eğdim, takvayı seçtim.

Mehmet ILDIRAR / Semerkand Dergisi

~La Tahzen, İnnALLAHe-l meana~

 
 ~Üzülme, Allah Bizimle~

Peygamber Efendimiz s.a.v.’in en yakın dostu, hicret ve mağara arkadaşı Hz. Ebu Bekir Sıddîk r.a. hicret esnasında Sevr Mağarası’nda iken başından geçen bir olayı şöyle anlatıyor:
Allah Rasulü s.a.v. ile birlikte mağarada idim. Bizi arayan müşriklerin ayaklarını gördüm. İçlerinden biri eğilip baksa bizi görecekti. Allah Rasulü’ne:
– Ey Allah’ın Rasulü! Onlardan biri başını eğip ayaklarının arasına baksa bizi görecek, dedim.
O şöyle buyurdu:
– Ey Ebu Bekir! Üçüncüsü Allah olan iki kişi hakkında zannın nedir? Üzülme. Allah bizimle beraberdir.
Böylece Allah Rasulü s.a.v. ona ve ümmetine Allah ile beraber olmayı, tevekkülü ve teslimiyeti öğretiyordu. Allah Tealâ Rasulü’nü müşriklerden muhafaza ediyordu.
   (Buharî; Müslim; Tirmizî. Ayrıca bkz. Tevbe Sûresi, 40’ncı ayet)  

Semerkand Dergisi