22 Kasım 2012 Perşembe

~Mürşid Terbiyesine Girmedeki Gaye~

 
İmam Rabbânî (k.s) (1034/1625), bir mürşid terbiyesine girmenin hedefini kısaca şöyle belirtmiştir:
“Bir mürşid terbiyesine girmekten maksat; hakiki imana ulaşıp, ilâhî emir ve hükümleri muhabbetle uygulamaktır.”
“Fenâ ve bekâ hallerinin elde edilmesinden asıl gâye “yakîn” hâlinin hâsıl olmasıdır. Bundan başka bir şey düşünmek (Mesela, ALLAH’ın kendisine hulûl edip bedenine girdiğini yahut kendisinin ALLAH’ın zatında kaybolduğunu, veyâ ibadetlerin kendisinden düştüğü bir makama ulaştığını söylemek) dinden çıkmaktır.”
“Asıl maksat, aşk ve muhabbet değil, kulluktur. Aşk, cezbe ve muhabbet güzel kulluk içindir. Velayet mertebelerinin en sonu kulluk makamıdır. Ondan daha üstün bir makâm yoktur.”
“Tarikat ve hakikat menzillerini aşıp geçmekten maksat, rızâ makâmı için gerekli olan ihlasın elde edilmesidir, başka şey değildir!”
Büyük veli Ebû Talib el-Mekkî (k.s) demiştir ki:
“Kalbinde ALLAH’tan başka bir muradın kalmaması için cehd ve gayret et. Bu murat sende gerçekleşince işin tamamdır. İsterse kerâmet ve harikalardan, manevî hâl ve tecellilerden sana bir şey verilmesin.”
ARİFLER YOLUNUN EDEBLERİ

9 Kasım 2012 Cuma

~Sinemizde ki Başına Buyruk Sultan~

 KALP
Kalp,sinemizde ki başına buyruk sultan.
Sev dersin sevmez,sevme dersin sever.
İncinme dersin aldırmaz,
hem cismin,hem canın kervancı başı O….
Onsuz ne beden beden olur, ne can can.ve insan, suretiyle değil siretiyle insan.
Akıl onun kapıcısı. Aklımla hareket ediyorum derler ya hani;yalan
ah neler çekeriz elinden, kâh kupkuru oluruz ,bi damla yaş çıkmaz kimimizin gözünden. “öyleki taşlar gibi,hatta taşlardan daha katı oldu kalpleriniz. Taştan su çıkar da……”der Yaradan…
Kâh dergahın kapısına “ah minel aşk….” Yazar dervişler ; aşksızlar   olamaz babından. 
 Kâh
“Hep kevnü mekan aşık ya Rab bu ne halettir.Ayyuka çıkar feryad güya ki kıyamettir” dedirir esrar dedeye.
Kâh
Hak bir gönül verdi banaHa demeden hayran olurBir dem gelir şadi olurBir dem gelir giryan olurBir dem döner Cebrail'eRahmet saçar her mahfileBir dem döner İblis'leyinBu halk ile düşman olurDer yunusun ağzından.
"Vücutta bir et parçası var ki, o düzelirse vücut da düzelir. O bozulursa vücut da bozulur. Dikkat edin o kalptir." Der Allahın Habibi,
“kalbine danış”diye öğretir iyiliği.
Demekki müstakim olmak kalple…
beyinle değil nefsim, bunu iyi belle… .
Ve “ey kalpleri çeviren Allahım kalbimi dinin üzere sabit kıl”diye yalvarır habibi Ekrem,
kendisinin müstakim olduğu ayetle sabitken...
Belli ki yalvarışı, bizim dilimizden, ümmetine şefkatinden.
Allahım bizi ayırma Rasulünün izinden. Amin.
İktibas

5 Kasım 2012 Pazartesi

Üstaddan...

"Dedim;Ağız Tadı, Bal ile Olmaz,Bana  Sultan Gerektir...Dedi Hal iledir Kal ile Olmaz! Seven, Sevdigine;Kurban Gerektir!"     Hz.Mevlana (ks)

~Her kahve aynı tadı taşımaz...~


Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona gore degişir
*Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken kahvenin tadı kederlidir... Kahve telvesine yüreginin acısı karışır.
*Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim" dediği kahve huzurludur... Köpükler annenin göz bebeklerine yansır... Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir...
*Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtiği kahve düşülen kuyudan çıkma cabasıdır... Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın ... çıktığın an uyuyakalırsın... ferahlıktır!!!
*Dostlarla içilen kahve neşedir... Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer...
*Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır...Acıdır tadı... Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır...
*Baban için yaptığın kahve sevgi doludur... çay bardağında, az şekerli...Kahve gibi görünmez sana... Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür...
*Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve baskadır... Isıtır insanın...içini...
*Yorgun olduğunda içtigin kahve hafifletir seni... Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını...
*Kahve aynı kahvedir belki... köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama icilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadlari degişir...Her kahve aynı değildir bu yüzden...
*Ben de sizleri sevgiyle pişirilen bir kahve içmeye davet ediyorum. Akşam, öğle öncesi, sonrası ya da gece kahvesi. ne zaman isterseniz.
*Dostlukla yudumlayacağımız bir kahve molası vermeye ne dersiniz ?
Sizin kahveniz nasıl olsun ?

2 Kasım 2012 Cuma

~Müminin Mihengi Dürüstlük~


İslâm, insanı insanca yaşatmak için gönderilen ilahi bir dindir. Bu gayeye ulaşmak için birtakım kurallar koymuştur. Bu

 kurallar evrenseldir. Her devirde ve her yerde insanların muhtaç oldukları ilkelerden meydana gelmektedir. Bu evrensel ahlâkî prensiplerden biri de sıdk, yani dürüstlük ve güvenilir olmaktır.

İslâm ahlâkında doğruluk ve dürüstlük, insan onurunun ve sağlıklı bir toplum yapısının vazgeçilmez şartlarından biri olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla dürüstlük, gerek fert gerekse toplum için zorunlu olan ahlâkî niteliklerin tamamını kendinde toplar.

Dürüstlük, müminin en önemli ve en belirgin özelliğidir. Allah’ın varlığına ve birliğine inanan her mümin dürüst olmak zorundadır. Zaten “mümin” kelimesinin içinde bu mana mevcuttur. Dolayısıyla kendisine güvenilmeyen ve dürüst olmayan bir mümin düşünülemez. Zira bu kelimenin bir anlamı da “güven veren”dir. Güvenilmezlik ise münafıkların özelliğidir.

Dürüst kişi; doğru ve özü sözü bir olur, olanı olduğu gibi yansıtır, gerçeği saklamaz, bildiğinden, inandığından ve olduğundan başka türlü görünmez veya göstermez. Dürüst olmak, samimi olmaktır.

Kur’an-ı Kerim’de “sıdk” kelimesinin yanında “hak”, “istikamet”, “birr”, “hidayet” gibi kelimeler de doğruluk ve dürüstlük anlamında kullanılmıştır.

Dürüstlük ve doğruluğun en yalın şekli doğru sözlü olmaktır. Hz. Peygamber s.a.v., doğru sözlülüğün önemini vurgularken, yalan konuşmaktan da sakınmayı özenle dile getirmiştir: “Münafığın alâmeti üçtür: Söz söylediği zaman yalan söyler. Söz verdiğinde sözünde durmaz. Kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder.” (Buharî, Edeb, 120; Müslim, İman, 107).

Kalp de kalıp da doğru olmalı

İslâmiyet’te hem kalbin hem de kalıbın doğruluğu istenmektedir. Kalbi doğru olan kimsenin dili de doğru olur. Zira dil, kalbin tercümanıdır, kalpteki güzellik dile yansır.

Efendimiz s.a.v. buyurmuştur: “Dikkat edin! İnsan bedeninde bir et parçası vardır, o düzelirse bütün vücut düzelir, o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin, o et parçası kalptir!” (Buharî, İman, 39; Müslim, Müsâkât, 20)

Doğruluk konusunda kalpten sonra dilin doğruluğu gelir. Nitekim Efendimiz s.a.v. dosdoğru olmayı emir buyurduktan sonra öğüt isteyen sahabeye dilini korumasını tavsiye etmiştir. Yine buyurmuştur:

“Bir kişinin kalbi dosdoğru olmadıkça imanı dosdoğru hale gelmez. Kişinin dili dosdoğru olmadıkça da kalbi dosdoğru hale gelmez.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/198; Heysemî, ez-Zevâid, 165)

Dürüstlük ilahi bir emir

Cenab-ı Hak, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hûd, 112) buyurmaktadır. Hz. Peygamber de s.a.v, “Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol!” buyurmuştur. Ayrıca kâmil mümini tarif ederken şöyle buyurmuştur: “Müslüman, elinden ve dilinden diğer müslümanların emin olduğu, zarar görmediği kimsedir.”

Ayetin devamında Allah Tealâ işlediklerimizi görüp gözetlediğini belirtmekte ve zulme sapmaktan sakındırmaktadır. Yine doğruluk ve dürüstlükten saptığımız takdirde cehennem ateşine gireceğimizi ve o vakit bizim için ne bir dost ne de bir yardımcı bulunmayacağını bildirmektedir.

Rehber ve örnek olarak gönderilen Hz. Peygamber s.a.v., bir doğruluk ve dürüstlük timsali idi. Bir başka deyişle, O, olduğu gibi göründü, göründüğü gibi oldu. Onun söyledikleri ile yaptıkları arasında bir farklılık yoktu. Hayatı boyunca insanları doğruya ve doğruluğa, dürüstlük ve samimiyete sevk etmeye gayret gösterdi.

Sahabeden Süfyan es-Sekafî r.a. kendisine gelerek, “Ey Allah’ın Rasulü! İslâmiyet hakkında bana bir öğüt ver ki, sizden sonra artık kimseden bir şey sormaya ihtiyacım kalmasın..” dedi. Bunun üzerine Efendimiz s.a.v., “Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol.” buyurdu. Görülüyor ki Efendimiz s.a.v. doğruluk ve dürüstlüğü Allah’a imandan sonra dile getirmiş ve doğrulukla Allah’a iman arasında bağlantı olduğunu belirtmiştir.

Dosdoğru yol

Fatiha suresinin 6. ayetinde “Bizi dosdoğru yola ilet!” diye ifade edilen yol, en geniş anlamıyla Kur’an’ın çizdiği yol ve bu doğrultuda yaşayan peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin ve salih kimselerin yoludur.

Doğru ve dürüst olabilmek için içi ve dışı ile doğru olanlarla beraber olmak gerekir. Nitekim Cenab-ı Hak bu hasleti kazanabilmemiz için bize yol göstermektedir: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla/sadıklarla beraber olun.” (Tevbe, 119). Dünya hayatında doğrularla beraber olmak ebedi cenneti kazandırır, cennette de onlarla beraber olmayı sağlar.

Asr-ı Saadet’te yaşanan şu olay, dürüstlüğün Allah katındaki kıymetini göstermektedir:

Uhud Savaşı sonrası bir haber almak için Medine’nin dışına çıkan kadınlar arasında Hz. Aişe r.anha da vardır. Harre mevkiinde yine sahabi bir hanım olan Hind bint Amr’a rastlarlar. Hind, savaşta şehit düşmüş kocası Amr b. Cemuh, oğlu Hallâd ve kardeşi Abdullah’ın naaşlarını bir deveye yüklemiş getirmektedir. Fakat bir süre sonra deve çöker, Medine tarafına devam etmez. Uhud’a çevrildiğinde ise koşarak gider. Hind, Efendimiz s.a.v.’in yanına gider ve sorar: Efendimiz s.a.v.;

– Deve memurdur, Amr’ın herhangi bir vasiyeti var mıydı, diye sordu. Hind r. anha:

– Amr, Uhud’a gideceği zaman kıbleye dönmüş;     “Allahım, bana şehitlik nasip et! Beni (şehitlikten) mahrum bir halde ev halkıma döndürme!” diye dua etmişti, dedi. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v. buyurur:

– İşte bunun içindir ki deve yürümüyor. Ey Ensar topluluğu! Sizden her kim Allah’a yemin etmişse ona sadık kalsın. Ey Hind! Kocan Amr sadıklardandır, şehit edildiği andan itibaren melekler kanatlarıyla üzerine gölgelik yaptılar ve nereye defnedilecek diye bakıp durdular. Ey Hind! Cennette Amr bin Cemuh da, oğlun Hallâd da, kardeşin Abdullah da bir araya gelecek ve arkadaş olacaklar.” (Kâdî İyâz, eş-Şifa bi-Ta‘rîfi Hukuki’l-Mustafâ, 2/18; eş-Şâmî, Sübülü’l-Hüdâ ve’r-Reşâd, 4/228)

Yine Allah Rasulü s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Doğruluktan ayrılmayınız! Doğruluk insanı Allah’ı razı edecek iyiliğe götürür. İyilik de insanı cennete götürür. Kişi doğru söyler ve doğruyu ararsa Allah katında doğru olanlardan yazılır. Yalandan sakınınız! Yalan insanı günaha, o da cehenneme götürür. Kişi yalan söyler ve yalana devam ederse, sonunda Allah katında yalancılardan yazılır” (Buharî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 102-103)

Sözü Efendimiz s.a.v.’in bir vasiyeti ile bitirelim. Efendimiz buyurur:

– Siz şu altı hususta bana söz verin, ben de sizin cennete gireceğinize kefil olayım.

Sahabiler, “Onlar nelerdir?” diye sorunca, Efendimiz s.a.v. şöyle buyurur:

1. Sizden biri konuştuğunda yalan söylemesin.
2. Söz verdiği zaman yerine getirsin.
3. Emanet edildiği zaman hıyanet etmesin.
4. Gözleri ile harama bakmaktan sakınsın.
5. Edep yerini muhafaza etsin, iffetli olsun.
6. Ellerini harama uzatmasın. (Hâkim, el-Müstedrek, 2/359; Herâitî, Mekârimü’l-Ahlâk, s. 30)

Siraceddin ÖNLÜER / Semerkand Dergisi