31 Ağustos 2012 Cuma

Siz Kahvenin Tadını Alanlardan Mısınız?

Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski universitelerindeki profesorlerini ziyaret icin biraraya gelirler.
Sohbet, sonunda işin ve hayatin stresinden şikayetlenmeye döner.
Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesor mutfaga gider ve yaninda buyuk bir termos icinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak uzere degişik tarzda ve ucuz gorunenden, pahali ve hatta cok ozel olanlarina kadar degişik kahve bardaklari ile gelir.
Herkes bir bardak seçince, profesör söyle söyler:
'Farkettiyseniz, tum pahali gorunen bardaklar alindi ve geriye ucuz gorunumlu, sade bardaklar kaldi.
Kendiniz icin en iyi olani istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynagi aslinda.
Emin olun ki, bardagin kendisi kahvenin kalitesine hic bir sey katmaz.
Coğu zaman, sadece daha pahalidir ve hatta bazi durumlarda da içtigimizi saklar.
Hepinizin aslinda istedigi kahveydi, bardak degil, ama bilincli olarak en iyi bardaklara yoneldiniz ve sonra birbirinizin
bardagina bakmaya basladiniz.
Şunu bir duşünün:
Hayat kahvedir. İş, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar.
Onlar hayati tutmak icin sadece araclardir ve sectigimiz bardak yasadigimiz hayatin kalitesini belirlemedigi gibi degistirmez de.
Bazen sadece bardaga odaklanarak ALLAH' ın sundugu kahvenin tadini cikarmayi unuturuz. Kahvenizin tadina varin!
En mutlu insanlar her seyin en iyisine sahip degildirler. Sadece her seyin en iyi sekilde tadini cikartirlar.
Basit yasayin. Cömertçe sevin.
Birbirinize derinden itina gosterin...
nazik olun.
Gerisini ALLAH' a bırakın....İktibas

29 Ağustos 2012 Çarşamba

~Çocuk Ailesinin Vitrinidir~

Dikkat ettiniz mi bilmem; ekseri çocuklar yaşadığı hayatı sevmez, bıkkın dolaşırlar. Sorsak, “Nedir derdin?” Çevresini sevmiyordur.
Anne-babasından şikâyetçidir. Her çocuk melek makamında doğar. Bu sebepten derim ki; hayırsız çocuk yoktur, Allah hayırlı ana-baba versin.
Bir gün Sultanahmet Camii imamı Gönenli Mehmed Efendi ile Sultanahmet’te yürüyorduk. Hoca, bir fakir gördü. Hatırlıyorum, meşin uzun bir cüzdanı vardı. Cüzdanını açtı, bütün parasını fakire verdi. “Ben onları İslam’a ısındırmak için yapıyorum.” dedi. Trende kadınlara, subaylara yer verirdi. “Bizim vazifemiz sadece İslamiyet’i anlatmak değil, İslamiyet’i sevdirmek de.” derdi.
İslamiyet, herkesten önce çocuklara sevdirilmelidir. Çocuğun İslamiyet’i sevmesi için de evvela ebeveynini sevmesi lazım. Mesela kızıma veya oğluma gittiğimde, hemen torunlarıma derim ki, “Soracağın, söyleyeceğin bir şey var mı? Ben seninle konuşmaktan çok zevk alıyorum.” Böyle yapmakla ona alaka gösteriyorum. Sohbetin sonunda küçük de bir harçlık veriyorum. Çok memnun oluyorlar. Kız torunlarıma “tesettürünüze dikkat edin” demiyorum, “namaz kılın” demiyorum, “ilmihal okuyun” demiyorum. Sadece imani meselelerden bahsediyorum. Asla öğüt vermiyorum, hatasını söylemiyorum. “Bu insanı nereden yakalayabilirim?” Bunu düşünüyorum. “Sen çok sağlam adımlarla gidiyorsun.” diyorum. Onu kırmamaya çalışıyorum. Onları tenkit etsem, o günden sonra bir daha yanıma gelmezler…
Kızım diyor ki; “Baba, bu çocuklar seninle konuştuğu kadar bizimle konuşmuyor.” Çocuğun ilk ihtiyacı, adam yerine konulmaktır.
Yaz tatilinde aile, sıcak şehre gitmiş. Orada denize girmişler. Sonra anne, kızına nasihat ediyor. “Evladım, biz Müslüman’ız. Tesettür şöyledir…” Ne kadar komik! En iyi tebliğ, yaşayarak yapılan tebliğdir. Hiç kimse nasihat dinlemek istemez. Çünkü nasihat, nefse ağır gelir. Öyleyse susabildiğimiz kadar susalım, İslamiyet’i yaşayabildiğimiz kadar yaşayalım. Zaten çocuğa bak ailesini tanı, derler. Çocuk temizse ailesi temizdir. Çocuk bilgiliyse ailesi bilgilidir. Çocuk derslerinde başarılıysa ailesi ona yardım ediyordur. Çocuk piyano çalıyorsa ailesinden bir fert, müzisyendir. Çocuk sigara içiyorsa ailesinde sigara içenler vardır.
Misaller gösteriyor ki; çocuk, ailesinin vitrinidir.
Şimdi yarıyıl tatili… Çocuk hareket ister, eğlence ister. Top alalım, eşofman alalım, top oynasın. Bu hareketimizle çocuğu kendimize bağladık. Öğle namazına giderken “haydi çocuğum, seninle camiye gidelim” dersek, toptan memnun olan çocuk camiye de gelir. Camide arka safta yerimizi alırız. Çocuk da yanımızda olsun. O sırada çocuk kulağımıza fısıldıyor; “Benim abdestim yok.” Şadırvanı işaret ediyoruz. Camiden çıkıp gidiyor. Abdest alıyor almıyor, sormamak lazım. Onun “abdestim yok” demesi dünyalara değer… Nasıl ki çocuk, yemek yiyince vitamini hissetmez amma vücut o vitamini alır. Aynı şekilde camiye giren çocuk hiçbir şey yapmasa da o manevi havayı alır.
Şimdi birisi der ki; “Benim param yok, zamanım yok, çocukla böyle uğraşamam.” Günler çabuk geçer, çocuk 20 yaşına gelir, ebeveynin şikâyetleri çoğalır… O zaman ebeveyne sormak lazım, çocuğuna ne verdin ki ondan ne istiyorsun?
Hekimoğlu İsmail




24 Ağustos 2012 Cuma

Sana sığınırım....

''İnnemâ eşkû bessî ve huznî ilallâh'' «Ben derdimi ve hüznümü ancak Allah Teâlâ'ya arzederim» (Yûsuf/86)

Gözümün önünden ,aklımdan, fikrimden gitmeyen elinde şekeriyle bayram nedir anlayamadan evine ölüm haberi giden çocuktan tutunda oğullarından eşlerinden babalarından haber bekleyen tüm canlara kadar nasıl anlatılır ve neyle ifade edilir bu acı.....Bayramın birinci gününden beri üzüntü içindeki ailelere Rabbim hayırlı sabırlar yakınlarına şehadet ve ahirette sabırlarının karşılığını en güzeliyle nasip etsin inşallah....

        


15 Ağustos 2012 Çarşamba

Güzel İnsanlar Vesselam...

  "Allah dostunu gördüm, bundan altı yıl evvel;

        Bir akşamdı ki zaman donacak kadar güzel.."
Necip Fazıl KISAKÜREK

Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli 'helal değildir' diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatır .Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder.
Adam ayni şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
Mevlana şöyle der:
"Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir."
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergâhı'na gider ve Hacı Bektaş Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli'ye sorar.
Hacı Bektaş Veli de şöyle der:
"Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."
 
İhya Forum




13 Ağustos 2012 Pazartesi

Hayırla...

" Allah dostlarıyla ülfet edilerek muhatap olunan güzellikler,cilalanan kalp aynasına yansır mutlaka.Bu sebeple ehl-i hâlin nezdinde nazar esastır,kalbi kirinden pasından arındırmak esastır.Söz fuzulidir, kıyl ü kâldir..."

10 Ağustos 2012 Cuma

Mevlana'dan...

Mutluyum!..
Çünkü yol yakınken dönüşlerim var…
Huzuruma şaşırmayın!..
Çünkü yarı yolda duranlardan , koşar adım gitmişliğim var…
Kızmayın aşktan caymışlığıma,
Benim karşıdan tanımama gibi bir özrüm var…
Gelsin hayat bildiği gibi, elinde ne varsa hayata dair.
Ötesi hiç bir şey ya da vesair...Gerisi misafir...
Hz. Mevlana (ks)

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Müslüman'ım demek başka,Müslümanca yaşamak başkadır..

Müslüman'ım demek başka, Müslümanca yaşamak başkadır!..
Bir gün yanıma bir genç geldi. Dedi ki: "Ağabey, biliyorsun askerliğimi yaptım ve bir işe girdim. Ben istedim ki hayatımı bir gayeye vereyim, onun peşinde koşayım.
Onun için üzülüp onun için sevineyim. Bu sebeple yerli yabancı pek çok kitap okudum. Gazeteleri takip ettim. Siyasetle uğraştım. Yine de aradığımı bulamadım. Şimdi elimde olmayan sebeplerle sinirleniyorum, yakınlarıma zarar veriyorum. Hatta bazen uyku hapı cinsinden müsekkinler alıp komaya girmişçesine yatıyorum."
Ona dedim ki: "Anladığım kadarıyla kendini bir gayeye verememişsin; çalışmaların da boşa gitmiş gibi... Nasıl bir gaye aradığını da bilmiyorum amma Müslüman'ın esas gayesi Allah rızasını kazanmaya çalışmaktır. En büyük gaye budur. Bu gaye yeryüzündeki bütün insanlara yeter; her insanı tek tek meşgul eder.
İnsan, hayatını meydana getiren unsurlarda Allah'ın emirlerini ve yasaklarını aramalıdır,o emirlere en iyi şekilde uymaya çalışmalıdır. Bunları yaparken cemiyete de tamamen yabancı düşmemelidir. Bugünün insanı yorulmadan maddi manevi kazanç sağlamaya çalışıyor. Halbuki bir gaye uğrunda terlemek, yorulmak hatta bazı hususlarda çile çekmek hayatın esasıdır; böylece insan hayatın tadını çıkarır."
O genç ile sohbet ederken aklıma bir ihtiyarla yaptığımız sohbet geldi. Romatizmalarından, vücut ağrılarından, geleceğe güveni olmadığından bahsetmişti. "İlaçlarla fazla meşgul olma. İnsanı gençleştirecek bir ilaç keşfedilmedi. Şayet dinç kalmak, hayattan lezzet almak istiyorsan vücudun tahammül etmese bile yine de çalışmak zorundasın." dedim.
İnsanlar, rahatlıktan rahatsız olmaya başladı. Şimdi suni dertler peşinde koşulmaya başlandı. Rahatlık zannettikleri o hayat kendileri için hastalık oldu.
Sandalye bulan, haline şükretmeyip koltuk takımı alamadığı için gözyaşı döküyor. Bir de iman zayıflığından dolayı istikbal endişesi belirmiş, herkes halinden şikayetçi. Şunu unutmamak lazımdır ki, suni dertlerle dertlenene, tabii dertler gelmeye başlar.
Barla Lahikası'nda, Bediüzzaman Hazretleri bir doktora yazdığı mektupta diyor ki: "Mevcudat içinde en kıymettar hayattır; ve vazifeler içinde en kıymettar, hayata hizmettir; hidemat-ı hayatiye içinde en kıymettarı hayat-ı faniyenin hayat-ı bakiyeye inkılap etmesi için sa'y etmektir."
Allah rızası için yaşanan bir ömür, hizmetin ta kendisidir. Ahirete, bir ömrün hesabını vermeye gidiyoruz, öyleyse kendimizi şimdiden hesaba çekelim... Çünkü çok zaman isimler ve sıfatlar insanı kurtarmaz. Önemli olan ameller ve hareketlerdir. Yani... Müslüman'ım demek başka, Müslümanca yaşamak başkadır!..
Hekimoğlu İsmail

7 Ağustos 2012 Salı

Hoşca bak zâtına...

"Hoşca bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen.
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen."Şeyh Gâlip 
Ey gönül, ey gönül, neden bu kadar gamla dolusun. Yıkıksın, kırık döküksün ama tılsımlı bir definesin sen.Meleklerin secde etmeleri emredilen kadri yüceltilmiş bir varlıksın, bildiğin gibi değil, her varlıktan daha olgun daha ilerisin sen. Ruhsun, Cebrail'in üfürmesiyle ikizsin, Tanrı'nın sırrısın, Meryem'in oğlu İsa gibisin sen.Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Mertebeni adlarla sanma; adların sahibindedir. Dönüp varacağın yer her şeyi yaratandır, eşyaya gideceğini zannetme.Gördüğün gerçekleri rüya sanma, sen başka bir varlıksın; kendini her sûreti kabul eden Heyulanın büründüğü sûret zannetme.Keşifle gerçekliği meydana çıkan manayı dava sanma, hakkında söylenen vasıfları gözüne girmek için söylenmiş sözler zannetme.Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen; varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Sırrını inleyip de sakın ağyara açma; bilmezlikle inkâr çukuruna düşmekten sakın. Ahların, sakın, sevgilinin kâkülüne değmesin, sonra Mansur gibi dâra çıkarsın.Sakın yaradan incinip de sevgiliye aczini bildirmeye kalkışma; a çaresiz kişi bulduğun kadri yüce incileri sakın.Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Sevgi sırlarının mahzeni, o sırlar hazinelerinin konduğu yer sendedir, sende. Erlik, yiğitlik nurlarının madeni sendedir, sende.Gizli gizli daha nice ruh halleri var sende. Tanıyıp anlayış sende, hüner sende hakikât sende.Baksan görürsün ki yer de, gök de, cehennem de, cennet de sende, kürsî de sende, melek de elbet sendedir sende. Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Yazıktır, padişahken alemde yoksul olmayasın, ümit ve yalvarışla bozbulanık bir hale gelmeyesin.Yeis vadisine düşüp bir hiç olarak yok olmayasın, yolunu yitirip bela sahrasının yolunu tutmasayasın. Âdeme yapış ki gerçekten ayrılmayasın, secdeler etki Tanrı reddetmesin seni.Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen. Tanrı'dan gayri bütün varlıklardan, çakıp sönen, gelip giden bütün şimşekler gibi geç git. Üstüne takılan, konan çerçöpe aşk ateşini siper et ( onları yak yandır).
Gönül bağlanacak şeylerin eserleri, sakın, eteğini tutmasın. Şems gibi, Mevlana'yı isteyerek yola koyul, yol almaya bak.Aynanı( gönlünü) arıt, bütün sûretler ona vursun, görünsün. Galip, hele bir duygularını derle, topla da bak.Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen...
Şeyh Gâlip



2 Ağustos 2012 Perşembe

Ehl-i Sünnet İtikadı


Sual: Ehl-i sünnet itikadında olmanın şartları nelerdir?
CEVAPEhl-i sünnet itikadından, önemli olanlardan bazıları şunlardır:


1- Amentü’deki altı esasa inanmak. [Hayrın, şerrin ve her şeyin Allah’tan olduğuna inanmak. İnsanda irade-i cüziye vardır. İşlediği günahlardan mesuldür.]


2- Amel, imandan parça değildir. Yani ibadet etmeyen veya günah işleyen mümine kâfir denmez. [Vehhabiler, (amel imanın parçasıdır, namaz kılmayan ve haram işleyen kâfirdir) derler.]


3- İman ya vardır ya yoktur, artıp eksilmez. [Parlaklığı artıp eksilir.]


4- Kur’an-ı kerim mahluk [yaratık] değildir.


5- Allah mekândan münezzehtir. [Vehhabiler, (Allah gökte veya Arşta) derler. Bu küfürdür.]


6- Ehl-i kıble tekfir edilmez. [Vehhabiler, kendilerinden başka herkese kâfir derler.]


7- Kabir suali ve kabir azabı haktır.


8- Gaybı yalnız Allah bilir, dilerse enbiya ve evliyasına da bildirir.


9- Evliyanın kerameti haktır.


10- Eshab-ı kiramın hepsi cennetliktir. [Rafiziler, (Beşi hariç sahabenin tamamı kâfirdir) derler. Halbuki Kur’anda, tamamı cennetlik deniyor.] (Hadid 10)


11- Ebu Bekr-i Sıddık, eshab-ı kiramın en üstünüdür.


12- Mirac, ruh ve bedenle birlikte olmuştur.


13- Öldürülen, intihar eden eceli ile ölmüştür.


14- Peygamberler günah işlemez.


15- Bugün için dört hak mezhepten birinde olmak.


16- Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselam, sonuncusu Muhammed aleyhisselamdır. [Vehhabiler, Hazret-i Âdem’in, Hazret-i Şit’in, Hazret-i İdris’in peygamber olduğunu inkâr ederler. İlk peygamber Hazret-i Nuh derler. Liderlerine resul [Peygamber] diyen bazı gruplar da, (Nebi gelmez, ama resul gelir) derler. Bunun için de Resulüm diyen zındıklar türemiştir.]


17- Şefaate, sırata, hesaba ve mizana inanmak.


18- Ruh ölmez. Kâfir ve Müslüman ölülerin ruhları işitir.


19- Kabir ziyareti caizdir. İstigase, yani Enbiya ve evliyanın kabirlerine gidip, onların hürmetine dua etmek ve onlardan yardım istemek caizdir. [Vehhabiler ise buna şirk derler. Bu yüzden Sünnilere ve Şiilere müşrik, yani kâfir derler.]


20- Kıyamet alametlerinden olan Deccal, Dabbet-ül-arz, Hazret-i Mehdi’nin geleceğine, Hazret-i İsa’nın gökten ineceğine, güneşin batıdan doğacağına ve bildirilen diğer kıyamet alametlerine inanmak.


İmam-ı a’zam hazretleri (Kıyamet alametlerine tevilsiz inanmalı) buyuruyor. (Fıkhı ekber)
Bir hadis-i şerif meali:
(Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder, ama iman artık fayda vermez.) [Buhari, Müslim]


Güneşin batıdan doğmasını, (Avrupa Müslüman olacak) diye tevil etmek, imam-ı a’zamın sözüne aykırıdır. Hiçbir İslam âlimi tevil etmemiştir. Hâşâ Resulullah, bilmece gibi mi söz söylüyor? Böyle tevil etmek, (elma dersem çık, armut dersem çıkma) demeye benzer. Nitekim (Salat, duadır, namaz diye bir şey yok) diyenler çıkmıştır. O zaman ortada din diye bir şey kalmaz. Bir de Avrupa Müslüman olunca, iman niye fayda vermesin? Güneşin batıdan doğması, ilmen de mümkündür. Dinsizler itiraz eder diye zoraki tevile gitmek gerekmez. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır, başka yörüngeye koyar. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olur.


21- Ahirette Allahü teâlâ görülecektir.


22- Kâfirler Cehennemde sonsuz kalır ve azapları hafiflemez, hatta gittikçe artar.


23- Mest üzerine mesh etmek caizdir.


24- Sultana isyan caiz değildir.


(Bu bilgiler, Fıkh-ı ekber, Nuhbet-ül-leali, R. Nasihin, Mektubat-ı Rabbani, F. Fevaid’den alınmıştır.)

Oruç

"Oruç, zamanın kirlettiği ve ölümün tozlarına batırdığı vücut ve ruh için,
Gözle görülmez bir gusül, bir teyemmümdür.
Tek başına bir tıb, dörtbaşı mamur bir sıhhattir..."
Sezai KARAKOÇ