30 Temmuz 2012 Pazartesi

~Sessiz Konuşabilmek~

Sözsüz konuşabilmek güzel şey olsa gerektir.
Susmak ve anlamak, susarak anlatmak güzel şey.
Kelimeler elbette konuşabilmemiz için var.
Ama sükûtun bir ihtişamı yok mu sizce de?
Hani iki talebesi bir Allah dostunu ziyarete giderler.
Ahir ömründe bize bir sohbet, bir nasihat eder ümidiyle.
Otururlar saatlerce, ne bir tek söz, ne bir sohbet
" Canı sıkılır iki arkadaşın. Müsaade isteyip kalkarlar.
Kapıya geldiklerinde aralarında konuşmaktadırlar, üstadımız niye sohbet etmedi,diyerek. Fısıldaşmaları duyan evin hanımı seslenir arkalarından;
-Yazık size, hiçbir şey duymadınız öyle mi? Oysa o neler anlattı size"
Susarak anlatmak zor şey galiba, susulanları anlatmak zor şey.
Hazreti Mevlana talebelerine sohbet ederken,
Allah'ı tanıyan susar, der.
Talebelerden birisi o günden sonra hiç konuşmaz olur.
Günlerce sükût edip oturur kendi halinde. Bu durumu fark eden Mevlana,
niye sustuğunu sorar genç adama.
Efendim siz demiştiniz ki, Allah'ı tanıyan susar, ben onun için Güler Mevlana:
-Öyle değil, der, Allah'ı tanıyan Allah'tan gayrısına susar.
Onun konuştuğu Allah olur artık, ondan konuşan Allah olur.
Bu meselenin özünü idrak etmek bize uzak belki.
ma daima susup, bakışlarıyla insanların halini bir güzel tanıyanlar anlayacaklarne demek istediğimizi.
Kitaplarda nice içinden çıkılmaz meseleler vardır ki,
sözün anlayamayacağını fak edince bir mısra yazarlar:
"Tatmayan bilmez." Tatmayan nasıl bilsin ki?
Tadanlarda konuşmazlar nedense.
"Âşık susarsa, arif konuşursa helak olur."
Denmesi bundan olsa gerektir.
Vaktiyle gül kokulu meclislere aşina bir derviş,
memleketinden uzaklara gitmek zorunda kalmış.
Ruhu beden gurbetinde mahpus olan insan, bir de bedeni ile giderse
siz düşünün halini!Ne halden anlayan bir dost, ne kapısını çalabileceği bir yaran,ne aynı dilden konuşabildiği bir yoldaş..
Böyle zamanlarda daha bir özlenir arkada bırakılanlar,
daha bir iç yakar muhabbetin iştiyakı
Derviş, bir gece vakti yalnızlığın ne menem bir şey olduğunu
iliklerine kadar duyarak yürürken, yanından geçmekte olduğu
evden gelen bir kokuyla sendelemiş. Bir muhabbet, bir neşe, bir tanıdık his ..
Eve doğru yürümüş. Bahçe kapısından içeri süzülünce kalbinin atışları hızlanmış,muhabbet kokusu bir başka yakmış içini, ayakları bedenini taşıyamaz olmuş,kapının önüne gelip oracıkta boynunu büküp beklemeye koyulmuş.Kapı aralandığında, karşısındaki hiç tanımadığı ama ezelden aşina olduğu kişiye sarılmamak için zor tutmuş kendini. Susmuş ve beklemeye koyulmuş.Tebessüm ederek içeri dönen ev sahibi, elinde ağzına kadar su dolu bir kâse ile geri gelmiş. Bu kez yüzünde bir hüzün, gözlerinde mahcubiyet, dudaklarında sükût..Kapının önünde mahzun bekleyen derviş başını hafifçe kaldırıp kâseyi görünce,hemen yanı başındaki gülün bir kırmızı yaprağını koparıp, zarafetle bırakmışsuyun üstüne..
Ne su taşmış, ne de ağırlaşmış kâse gül yaprağıyla.
Kâsenin oracığa bırakılmasıyla birbirlerine sarılmış iki ebed dostu.
Bu başka bir lisan galiba.Sadece ehlinin bildiği, ehil olmayanların ise sadece hakkında konuştuklarıbambaşka bir lisan.Tevekkeli dememiş "Bilen söylemez, söyleyen bilmez." Diyenler.Susmak zor iş belli ki.
Âlemlerin Efendisi "Susan kurtulur" buyurmuşlar.Haydi dilinizi susturmayı başardınız diyelim, ya kalbin susması...Bir de kalp var. Marifet onu susturmakta.Peki o nasıl olacak?Kalbe sizin iradeniz dışında bir tek hissin bile gelmemesi..
                             "Tatmayan bilmez."
                                   Vesselam....
                               Serdar TUNCER

27 Temmuz 2012 Cuma

~Hayırlı Cumalar~


بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم. 
AYET
"Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler."(Ali imran 160)

HADİS
"Ziyaretleşin, hediyeleşin. Çünkü ziyaret sevgiyi perçinler, hediye de kalpteki kötü duyguları söker atar."
Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, s.239
DUA
Allah'ım! Yaptığım ve yapacağım, gizli ve aşikâr işlediğim, israf ettiğim ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı bağışla. Sen Mukaddim (Öne alan) ve Muahhirsin (geciktirensin). Senden başka ilah yoktur.
Müslim (1/534)
"Bir kalbim var ki benim, sevdiğinden burkulur Kahredenden ziyade, sevilenden korkulur..."
NECİP FAZIL KISAKÜREK

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Ekmekçinin Tandırı ne kadar sıcak olursa....


Hazret-i Mevlâna oğluna der ki:
Ey Bahâeddin! Eğer dâimâ Cennette olmak istersen, herkesle dost ol. Hiç kimsenin kînini yüreğinde tutma! Merhem ve mum gibi ol! İğne gibi olma! Eğer hiç kimseden sana fenâlık gelmesini istemezsen fenâ söyleyici, fenâ öğretici, fenâ düşünceli olma! Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, dâimâ sevinç içinde olursun. İşte o sevinç Cennetin tâ kendisidir. Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan, dâimâ üzüntü içinde olursun. İşte bu gam da Cehennemin ta kendisidir.
Dostlarını andığın vakit, içinin bahçesi çiçeklenir, gül ve fesleğenlerle dolar. Düşmanları andığın vakit, için dikenler ve yılanlarla dolar, canın sıkılır, içine pejmürdelik gelir.
Bütün peygamberler ve velîler böyle yaparlar, içindeki karakteri dışarı vurdular. Halk onların bu güzel huyuna mağlûb olup tutuldu, hepsi gönül hoşluğuyla onların ümmeti ve mürîdi oldu.
Bahâeddin! Kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle, düşmanın senin dostun olur. Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır. Allah’ın sevgisini de onun azîz isimleriyle elde etmek mümkündür. Allah buyurdu ki:
“Ey kullar! Kalbinizde arınma olması için beni pek çok anmaktan geri durmayın!”
Kalpte arınma ne kadar çok olursa, Allah’ın nûrunun parlaklığı da o nisbette olur. Nitekim ekmekçinin tandırı ne kadar sıcak olursa, o kadar ekmek alır,
soğuk olunca ekmek almaz.



19 Temmuz 2012 Perşembe

Rahmet Mevsimi Ramazan

O mu bize misafir, biz mi ona, pek bilinmez ama hoşgeldin der baş köşeye otururuz.
O bizi ağırlar, biz onu misafir ederiz. Biz onu tutarız, o bizi bırakmaz.
Seven kim, sevilen kim? Sevgili Ramazan, hoşgeldin Sevgili'den , hoşbulduk Sevgili'ye.- Muhterem müminler, Allah'a hamd , O'nun hak ile gönderdiği elçisine salât ve selam olsun ki, ayların
sultanına erdik. Bu sultanı Cenab -ı Mevlâ bize bahşetti ki, az bir gayret gösterelim de, Muhammed aleyhisselatü vesselam ümmetine selamet vesilesi
olsun. Anlatılır ki, müslümanlarla mecusilerin komşu oldukları bir topluluk varmış.
Ramazan ayı geldiğinde mecusilerden biri, müslüman komşularına hürmeten açıkta bir şeyler yiyip içmezmiş. Hatta bir gün sokakta elinde bir şeyler yemekte olan
oğlunu azarlayıp kulağını çekmiş. Senin hiç mi hürmetin kalmadı? Bu ay Ramazan'dır.
 Müslümanlar bu ayda oruç tutarlar, demiş. Bu mecusi fani dünyadan göçüp Hâlık'ına
 döndükten sonra, bir müslüman onu rüyasında görmüş. Ne haldesin, demiş.
Cennetteyim, halim-keyfim yerindedir hamd olsun, diye cevap almış. Nasıl olur, sen mecusi değil miydin, diye sormuş müslüman . Dinle, demiş mecusi , melek canımı almaya geldiğinde, yücelerden bir ses geldi, o kulumun canını mecusi olarak
 almayın, Ramazan'a hürmetinden dolayı ben de ona müslümanlığı bahşettim...
Ey cemaat, b
u bir darb -ı meseldir. Peki yağmurun altına kendi rızasıyla atılanın hali nedir?
Sırılsıklam olur, üzerinde tozdan eser kalmaz. Rabbim'in emri başım üstüne deyip, Ramazan'a hürmet eden de elbet rahmet yağmurundan ıslanır, kalp aynası tozdan kirden temizlenir. Fırsat kapımızı çaldı. Onu güleryüzle karşılayalım, güleryüzle uğurlayalım ki, gittiği yerde bizi güleryüzle anlatsın. Cenab -ı Rabbü'l - Alemin'in gönderdiği misafire iyi davrandı, başının üstünde tuttu, Allah da onu cennetinde
misafir etsin, desin.
Oruç, açlık demek değildir. Görünürde açlık-susuzluktur, hakikatte ise dinini-diyanetini, arzusunun, hevesinin önüne çıkarmaktır. Arzu da, heves de Allah'ın kuludur. Biz de kuluz. Kulun kula kulluğu yakışır mı? Haysiyeti olanın kulluğu yalnız Allah'adır. Bağlarımızdan kurtulmak, hürriyete, selamete ermek için fırsat önümüzdedir, kıymetini bilelim...Semerkand Dergisi

HOŞ GELDİN SEVGİLİNİN EN SEVDİĞİ AY


Kalbimize ayna olan nur hoş geldin…
Ramazan, ey yedi iklimin en gözde çiçeği hoş geldin…
Ramazan, ey rahmetin her sokakta bizi beklediği şehir hoş geldin…
Ramazan, ey şeytanlarımızın azab takvimi hoş geldin…
Ramazan, ey misk-i amber kokulu rüzgar hoş geldin…
Kalbimiz titredi senin için aylar öncesinden… Müminin mümine müjdesi, gülümsemesi oldun daha gelmeden. Senden bahsetti kardeş kardeşe gelmeden . Dost meclislerine düşüverdin aylar öncesinden. Receple başladı sabır evresi, Allah’ın ayında sana dair ilk uhdeli cemreler yağdı gönüllere. Regaip gecesi her damla yaşa yazılmıştı bile sana kavuşmanın ahvalini anlatan en güzel dua.
Ey Rabbim! Bize Receb'i ve Şa'ban'ı mübarek kıl ve bizi Ramazan'a ulaştır"
Seni anlattı bize gelen aylar ve mübarek geceler.Senin nurundan nurlar damlattı şifa beklerken sızlayan bedenlerimize… Manevi bir hazırlıktı sana yapılan yolluklar…
Bir sultanın huzuruna çıkacak gibi münzevileşti kainat,münzevileşti en şerefli varlıklar…
Ve sen geldin…
Sultan o ki ayağına gidilendi…
Sultanım … Ramazan…
Bir teravi ile secde eden başımızı okşamaya ayağımıza kadar gelendi…
Sultanım…Ramazan…
Bizi bizim ateşimizden çok özleyendi…
Öyle kutlu idin ki sen Rabbin nezdinde. O kutlulukla felaha erebilirdi insan istese idi.Umulan hep o kutluluk idi…
Ve bir sahurla başladı seninle başlayan ilk inşirahlar…
Kardeşin kardeşinin elemini anlaması bir sahurla başladı…
Nefsi emarenin imtihanı bir sahurla başladı…
Ekmeğin bir kırıntısının ehemniyeti anlayış bir sahurla başladı…
Cepte ki maddi fazlalığın omuza binen ağır yükü bir sahurla başladı…
Komşunun komşunun külüne aşinalığı bir sahurla başladı…
Salavata susayan ellerin ateşini söndüren elin ziyareti bir sahurla başladı…
Açlığın manası bir sahurla başladı…
Tefekkür ilminin aralanmaya dem tutan kapısı bir sahur başladı…
99 esmanın tecellisinin algısı bir sahurla başladı…
Sızlamanın kalbi hissiyatı bir sahurla başladı…
Annenin fedakar yanı bir sahurla yeniden muştulandı çocuk kalbinde, bir babanın gözünde…
İhtiyarlığın ahvali. gençliğin kıymeti bir sahurla başladı…
Ey kararan ruhların aydınlatıcısı,
Ey aydınlık gönüllerin sevdalısı,
Ey zikirlerin zincir olup halkalandığı maneviyat halkası,
Ey on bir ayın Sultanı, kıymetlisi,
Öyle kutlu idin ki sen Rabbin nezdinde. O kutlulukla felaha erebilirdi insan istese idi.Umulan hep o kutluluk idi…
Ve bir iftarla anlaşıldı hamd etmenin hakiki manası
Bir iftarla anlaşıldı ihtiyaç sahiplerinin duyulmayan lisanı,
Bir iftarla başladı bereketin hakikat manzarası,
Bir iftarla başladı önümüze gelen nimetlerin asanlığı
Bir iftarla anlaşıldı suyun ne demek, ekmeğin ne emek olduğu,
Bir iftarla anlaşıldı  bismillah ‘ın bizde ki yankısı,
Bir iftarla anlaşıldı vahdetin sızlayan çağrısı,
Bir iftarla anlaşıldı Somali’nin yabancı kalan ağıdı,
Bir iftarla anlaşıldı çatlamış toprakları olan ülkelerin susuzluk feryadı,
Bir iftarla anlaşıldı fakirlerin mahzuni bakışları
Bir iftarla anlaşıldı dua vaktinin her an gark olduğu
Bir iftarla anlaşıldı nuru bize ulaştıran membalar
Bir iftarla anlaşıldı Ramazan ‘a ulaşmayı dileyen gönüller
Bir iftarla anlaşıldı Ramazan’a yazılmış naatler…
Ey bizi kuşatan mukaddes gül,
Kalbimizde şimdilik bir tomurcuksun sen,
Açman için üzerine titrediğimizsin sen,
Rengin kırmızı beyaz olsun ne yazar,
Nezdinde gül kokusu duymaya yandığımızsın sen…
Kadir’de rıza dairesine ulaşmayı umduğumuzsun sen…
 
İmamhatip.com / birgaripseyyahişte

16 Temmuz 2012 Pazartesi

~Müminin ve Münafığın Halleri~


Hatem-i Esam rh.a. şöyle der: “Hakiki mümin tefekkür ve ibret halindedir. Münafık ise hırs ve uzun emelle meşguldür.
Mümin her şeyden ümidini kesmiştir, sadece Allah Tealâ’dan ümit eder. Münafık ise herkesten ümit eder, umutludur, yalnız Allah Tealâ’dan ümidini kesmiştir. Mümin kendini herkesten güvende hisseder (Allah dilemedikçe kimsenin kötülük yapamayacığını bilir, kimseden korkmaz), sadece Allah Tealâ’dan emin değildir, ancak O’ndan korkar. Münafık ise Allah’tan başka herkesten korkar.
Mümin malını din yolunda Allah için feda eder. Münafık ise dini mala feda eder.
Mümin ibadet eder, ağlar, üzülür. Münafık ise günah işler, güler.
Mümin yalnızlığı, halveti sever. Münafık ise kalabalığı, insanlara karışmayı ve gösterişte bulunmayı sever.”
Kimya-yı Saadet / Semerkand Dergisi


6 Temmuz 2012 Cuma

İslam Anahtarı...

Sizin Kalbiniz Hangisi ?

Selim kalp: Kendisinde şek, şüphe olmayan kalbin hastalıklarından arınmiş kalp.

Münib kalp: Günahlardan Rabbine tövbe edip, Rabbıne yönelen kalp.
Mümin kalp: İman kendisine yapışmış ,iman içine işlemiş kalp.
Mutmain kalp: ALLAH(cc)ın zikriyle sukunet bulan kalp.
Huşulu kalp: İlahi heybet içine işlemiş, huşu ile dolmuş kalp.
Ürperen kalp: Azameti ilahiyeden titreyen ürperen kalp.
Sabit kalp: İmanın sapa saglam yerleştiği kalp.
Hasta kalp: Şüphe ve nifak hastalıgı olan kalp. iki yüzlü kalp
Gafil kalp : dünya hayatına dalıp gaflette olan kalp.
Katı kalp: Ürpermeyen taş gibi olmuş kalp