25 Nisan 2012 Çarşamba

~Haya İmandandır~

Hayadan Hayata Yayılan Güzellik
Sevda-yı dildârdan gönül usandı / Güzelim cefadan niçin usanmaz / Demek ki üftadem odlara yandı / Hak’tan haya kılmaz kuldan utanmaz / (Dertli)

Yalnızca iyilik getirendir o; yalnızca sevgi biriktirendir… Kat kat şimdilik; dosya dosya güzelliktir hem… Elimizden tuttu mu bir kez yükseltir yükselttikçe kişiliğimizi de yüceltir yüceltilecek kadar… Haya, hayatın güzelliği…


”El-haya ve’l-edeb!” der eskiler; hayasızca bir tavır gördüklerinde, edep dışı bir söz işittiklerinde. Haya ki bir utanma duygusudur; ar ve namus perdesinden bestelenir zaman notalarında. Perde açıldı mı da bir kez; küser sahibine ve kaçar gider coğrafyamızdan bütün güzel nağmelerini toplayarak. Kişi ancak haya sermayesi kadar edîb olur çünki; ancak hayası ölçüsünde müeddeb sayılır. Yakışıksız işlerden alıkoyan da, kötüleri iyi kılan da odur hep.

Hayamızı yitirdik ve silinmiş boş kağıtlara döndü şimdi hayat. Lalezarlarımızda ayrıklar bitti hayasızlıktan; medeniyet birikimlerimiz ağıt sütunlarında kırıldı, yontulmuş mermerlerimiz damar damar çatladı. Zümrüdü ankanın kanatlarından kavruk baharlara döküldü safirler. İmkanın en dar kapısında oturup ruhumuzu şer ile şerh ettik; ve hayayı unuttuk. Esir kentlerin mahpusları gibi puslu sokaklara serpildi fırtınalı akşamlarda hayasızlık; ve göz kapaklarımıza kan damladı süveydalarımızdan. Her karanlıkta yağmurlar büyüttü acılarımızı ve her solukta biraz daha savaş, biraz daha şiddet, biraz daha kin, biraz daha vahşet, biraz daha.. biraz daha…

Hayamızı yitirdik ve Leyla’lar leylî renklere bağlar oldu zülüflerini. Hayalî ahlâk bezirganları bir nane çöpüyle tarttılar hayalarımızı hayal terazilerinde; haya içinde yaşarken hayal içinde öldük. ”Hayalî” tahallus eden şairler ”Haya-lı” hayatlar sürerlerdi hani de, kirpiklerinin arasından eski zaman sevdalarını damıtırken ”Geçmiş zaman olur ki hayalı cihan değer” derlerdi… Heyhât!.. Hayal meyal şeylermiş… Hayalî yükler bükmede şimdi belimizi.

Hayamızı yitirdik; ve tımarsız, kaşağısız, pusatsız bıraktık küheylanlarımızı; kılıçsız, kargısız, cevşensiz koyduk süvarileri. İkonlara gizlenmiş ruhbanlara çaldırdık ruhlarımızı. Akrep yuvalarından ecinni raksların ateşi sıçradı üzerimize. Kevn ü fesadda anılmamacasına yıktık eski ahitlerimizi, yeni ahitlerimizi. Ahdimiz haya üzerineydi, kaybettik ve ahlâkımız eskidi. Dönüş biletini giderken yırttık ahitleşmeye de, kutsal vadilerde nalınlarımızı ayağımızda unuttuk. Parlayan yıldızlarımızdan astroitler düştü bahtımıza. Filmin son karesiyle birlikte elif ve lam ve he de karardı. Kelamlarımızda yorulan harfler laf kılığında yağdı dünyamıza. Efsunlu sözlerle dolu hamayılların çörekotlarınca küçüldü ruhlarımız. Gizi çözen gecelerimiz, geceyi düğümleyen gizlerde gizlendi. Kafesinde sindirilmiş aslanlara dönünce ahlâk, avcıların tarihinde kötü figüranlar olarak anlatıldı haya; ve aslanlar kendi tarihlerini yazamadılar hiç.

Hayamızı yitirdik; ve münzevi hayallerde eklemledik âhlarımızı birbirine, düşlere karışan hayatımızı zincir yaptık. Huzurun ak sayfalarına derunî sağanaklardan kan revan acılar gönderdik. Gazeller ve kasideler hep yitik sevdalarda döndü mersiyeye… Ağladık geceler ve gündüzler boyu, ağlayacağız aylar ve yıllar yılı…

Haya… Aaah, en eski yitiğimiz…

Hayadan ötesi hayal, aslı yok bir düşünce…

Hayadan öte hayat, esası bozuk günce…

İskender PALA

20 Nisan 2012 Cuma

~Hayırlı Cumalar~

"Allah bir kulunu severse,sevdiğine gönderir,terbiye ettirir,azametine yakışacak şekilde ona edep öğrettirir ve nihayet onu sever.Sana müjdeler olsun.Seni bir mürşide gönderdiyse haberin olsun,Allah(cc) seni seviyor demektir." Şah-ı Nakşibend Hz. (ks)
Bu yolun büyüklerini sevmenin,dünyâ ve âhıret seâdetinin sermâyesi olduğu bildirilmekdedir:
ALLAHü teâlâya hamd olsun.
Onun sevgili Peygamberine ve Âline ve Eshâbının hepsine salât ve selâm olsun!Bizi sevenler, iyi biliniz ki, arka arkaya gelen kıymetli mektûblarınız, sevginizin çokluğunu,
bir ân önce kavuşmak istediğinizi bildirdiği için, bizleri çok sevindirdi.ALLAHü teâlâ, bu yolun büyüklerine olan muhabbetinizi artdırsın.Bu sevgiyi, dünyâ ve âhıret seâdetinin sermâyesi biliniz!Bu sevginizin artması için, ALLAHü teâlâya düâ ediniz!Bu sevgi, insanın islâmiyyete uymasını kolaylaşdırır.Kalbin her ân ALLAHü teâlâ ile olması, bu sevgi ile elde edilir.Eğer dünyânın bütün sıkıntılarını ve zulmetlerini, lekelerini kalbe doldursalar,
bu sevgi bulunursa, hiç üzülmemelidir. Ümmîdli olmalıdır.
Eğer kalbe dağlar gibi çok hâller ve nûrlar yağdırsalar, fekat bu sevgi kıl kadar azalsa,bunları harâblık, felâket bilmelidir ve istidrâc olduğunu anlamalıdır.
Buna sıkı yapışıp sonra, işinize bakınız!
Kıymetli ömrü lüzûmsuz şeylerle boş yere geçirmeyiniz!
Fârisî beyt tercemesi:
Sana söyliyeceğim hep budur:Çocuksun, yol ise korkuludur!Size ve doğru yolda gidenlere ve
Muhammed aleyhisselâmın yolunda bulunanlara selâm olsun!
Mektubat-ı Rabbani - 235.Mektup

19 Nisan 2012 Perşembe

Bizler Farklıyız...

Gidiyoruz, gidiyoruz, gidiyoruz…
Sonra dönüp arkamıza bakıyoruz ki bir çuvaldız yol gitmişiz.
Bir masal dünyası içinde yaşıyoruz da onun için mi?
Yoksa kaskatı gerçeklerle dolu bir dünyada, çirkinliklerin, güvensizliklerin olduğu bir dünyada yaşıyoruz onun için mi kendimizi hayal dünyasında teselli ediyoruz.
Eski günleri yad ederek. Bizim aramızda doyulmaz, tadılmaz bir sevgi vardı.
Gönül gönül dirilirdik, tamamlanırdık.
Sevgiyle bilenir, saygıyla öperdik alınlarımızdan.
O alınlar ki ay kadar güzel, kar kadar temizdi, severdik, sevilirdik.
Biz böyleyken bir şeyler oldu sonradan.
Paralar, menfaatler kapladı dünyamızı.
Dostluğun yerini kaptılar.
Rüyalarımızdan bile silindi eski dostlarımızın hatıraları.
Şimdi çok perişanız.
Çöl yağmuru nasıl beklerse, içimizde öyle özlüyor eski dostları, dostlukları.
Bizim dostlarımız vardı, dertlerimiz dertlerine karışmış.
Bizim dostlarımız vardı,
Hz. Ebubekir (r.a.) misali: “Ehlime Allah ve Rasulünü bıraktım.” diyen.
Bizim dostlarımız vardı, siz koşmanıza bakın, arkanızda biz varız diyen.
Bizim dostlarımız vardı, ahiretimizi aydınlatan.
Bizim dostlarımız vardı, kalbi genç, aşkı taze, hasreti genç.
Bizim dostlarımız vardı, başkaları biz ağlarken yönünü çevirdiğinde, üzerinde ağlayabileceğimiz omuzu veren.
Bizim dostlarımız vardı, konuşunca destan yazan, hep koşmaya çağıran…
Ebu Musa (r.a.)’dan rivayet edilen bir hadiste
Allah Resulü (s.a.v):
“İyi arkadaşla kötü arkadaşın misali, misk taşıyanla körük çeken insanlar gibidir. Misk sahibi ya sana kokusundan verir veya sen ondan satın alırsın. Körük çekene gelince ya elbiseni yakar ya da sen onun pis kokusunu alırsın.” diyor. Artık bizler mis kokulu dostları tercih etmiyoruz.
Çünkü ahireti geri plana attık..
Hatta unuttuk..
Cebi mark, tabakası puro dolu insanlardan, banka hesabı kabarık insanlardan, arabası Mercedes, BMW olan insanlardan dost edinme gayreti içinde girdik.
Hz. Ali: “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” diyor. Öyle kara bir zaman dilimine denk geldi ki yaşamımız.
Medyatik kurtarıcılara, ayakta duramayan asalaklara,
birbirine alkış tutan hortumculara,
haram lokmanın normal karşılandığı bir zamana denk geldik. Ve dünyalık menfaatlerimiz için onları kendimize dost edindik.
Ahireti unuttuk ya!..
Ne yaparlarsa onayladık…
Kaçınılası bela her yerde muhtemeldir.
Nefsimizde, elimizdeki işte, cemiyetin bağrında.
Bir illet sarmış her yanı.
Sevgisizlik illeti…
Maskelerin ardından göz kırpıyoruz birbirimize, ağzımızı kapatıyoruz ve “dostum” dediğimiz kimseye “seni seviyorum” diyoruz.
Bir de enteresan bir mantığımız var.
“Madem ki olayları değiştiremiyoruz o halde ses çıkarmayalım.”
Halbuki bir bilsek yüreğimizdeki gücü, bir dost olup kenetlenebilsek eskisi gibi, bir bırakabilsek gölgelere saklanmayı.
Ben çöllerdeki masum Meryem’i istiyorum.
Ben omuz omuza bir “uzuv” olmak istiyorum.
Vahşi ulumaların, kanı donduran feryatların arasında.
Ben yalancı kahramanlara sataşmayı bırakıp el ele tek yürek, tek ses olmak istiyorum.
Ben maddeleşmiş dostlukların içinde, eski dostlukları, heyecanları istiyorum.
Ben modern çağ cininin “dile benden ne dilersen” cümlesine; cennette komşu olacak dostlar istiyorum demek istiyorum.
Ben dünyanın bir yerinde zulüm altındaki kardeşini görünce zalimlere buğz etmek değil, tek bir yumruk olup tepelerine inmek istiyorum. Ben bir dost istiyorum;
“Beni kır çiçeği gibi avucunda değil, kurşun gibi göğsünde taşıyacak.”
Rasulullah (s.a.v) bir hadisinde;
“Kişi ahirette sevdiği ile beraberdir.” buyuruyor.
Ben ahirette beraber olabileceğim bir dost istiyorum.
Bilemiyorum çok şey mi istiyorum?..
Dost dediğin farklı olmalı, aldırma geç git diyenlere kulak asmayan. Dost dediğin farklı olmalı, yüreğinde fırtınalar kopan, ayağın tökezleyince seni düşmeden tutan. Dost dediğin farklı olmalı, insanlar içinde bir “insan” olan.
Bizler farklıyız.
Müslümanız.
Izdırabımız, çilemiz, hedefimiz var.
Çile tek başına çekilmez, insan hedefe tek başına ulaşamaz.
Bizim bir yarışımız var.
Küçük problemlerin yıldıramayacağı.
Çünkü küçük problemler küçük insanları yıldırır.
Bizler bir vücudun azaları gibiyiz, düşeni kaldırır, yardıma ihtiyacı olana yardım ederiz. Bizler farklıyız. Çünkü müslümanız..

   Muhammed Emin / çileforum.net 

 

13 Nisan 2012 Cuma

Hayırlı Cumalar....

"Dünya pazarının sermayesi altındır.
Öte âlemin sermayesi ise;

Aşk ve daim nemli iki göz
Gönlüm bağdır, gözüm bulut.
Bulut ağladı mı bağ yeşerir.
Mum gibi yaş dök ki gönül evin aydınlansın..."


Hz. Mevlana

5 Nisan 2012 Perşembe

~Ömrünüzü "ne derler hastalığı" ile harcamayın ~




Etrafımızdaki bütün insanları bizden memnun etmek bu dünyadaki en zor işlerdendir. Bu imkansız olduğu gibi, gereksizdir de. İnsan fıtratını tanımalı ve insanlık tarihini iyi bilmedir. Bu dünyadaki insanların birçoğu, kendisini yoktan yaratan, sonsuz rahmetiyle yaşatan, rızıklandıran, göğü ve yeri hizmetine sunan Rabbi’nden bile razı değildir; O’nu tanımaz, inkar eder, Zatına ortak koşar, hakkında olmadık şeyler söyler. Bu insanların çoğu, kendilerini cennete götürmek için can atan peygamberlerle savaşmıştır. Hepimize rahmet olan Allah dostlarının da her devirde münkiri olmuştur.

Demek ki asıl olan halka göre davranmak

değil, Hakk’a bakarak hak üzere yaşamaktır. Halk, hayatın bir gerçeğidir, fakat hayatımızın sahibi değildir. Pek çok kimse, halkı ölçü alır; “Halk ne der, insanlar hakkımda ne düşünür; ben onların karşısına nasıl çıkarım!” diye hayatını halka göre düzenlemeye, insanların beğenisine göre giyinip kuşanmaya, süslenmeye, eğlenmeye, davranmaya çalışır. Bu arada hiç “Hak ne der; Rabbim’in huzuruna nasıl çıkarım, bu iş helal mi haram mı, sonu nereye varır?” diye düşünmez. Oysa bu anlayış bir aldanıştır, sonu üzücüdür, vebali büyüktür.

Hakkımızdaki kötü sözlere sabretmekle sevap alırız:

İnsanlar hakkımızda doğru da söylerler yalan da... Doğru sözden istifade edilir, yalan ise söyleyene vebal olarak kalır, bize bir zararı olmaz. Hatta hakkımızdaki yanlış ve kötü sözlere sabretmekle sevap bile alırız. Bu aynı zamanda güzel ahlakın bir gereğidir. Velilerden Ebu Hafs’a “Güzel ahlak nedir?” diye sorulunca, şöyle demiştir: “Güzel ahlak, Allah Teala’nın,“Rasulüm, sen af yolunu tut, iyi olan şeyleri emret ve cahillerden yüz çevir” (Araf, 199) ayetinde Hz. Peygamber için tercih ettiği ahlaktır. Hz. İsa (a.s), Hz. Yahya’ya (a.s) şu öğüdü vermiştir: “Birisi senin hakkında konuşur da doğruları söylerse, Allah’a şükret. Eğer senin hakkında yalan konuşursa daha fazla şükret; çünkü onun iyilikleri sana yazılacaktır.”


Hz. Musa (a.s) “İlahi, beni şu halkın dilinden kurtar, benim hakkımda bende olmayan şeylerin söylüyorlar, hakkımda olmadık şeyleri iftira ediyorlar” diye dua edince, Allah Teala şöyle vahyeder: “Ben bunu kendim için bile yapmadım; onlar benim hakkımda da bende olmayan şeyleri söylerler, bana şirk koşarlar, Allah’ın oğlu, kızı var derler. Sen de benim gibi sabreyle, işine bak!” En iyisi, doğru olan bir işi Allah için yapıp yoluna devam etmektir.

*Bazen ne yapsak insanlara yaranamayız:


İnsanlar çok konuşana geveze derler, az konuşana dudu kuşu gibi dilini yutmuş, kendini beğenmiş derler. Çok yiyene obur, az yiyene “Malını yiyemiyor, mezara götürecek herhalde!” derler. Çok mal harcayana müsrif, hiç harcamayana cimri derler. Hiç ibadete yanaşmayana beynamaz, çok ibadet edene de, “Başımıza sofu kesildi, çok derine daldı, adam yakında uçacak” derler. Güzel giyinene “Caka satıyor” derler, pejmürde giyene paspal derler. Derler de derler...


Nasrettin Hoca’nın şu meşhur fıkrası konu hakkında ne kadar da güzel bir örnek. Bir gün Nasrettin Hoca oğlu ile köyden şehre gidiyormuş; binekleri merkepmiş. Hoca hayvana önce oğlunu bindirmiş, kendisi hayvanın önünde yürümeye başlamış. Yolda bir grup insana rastlamışlar. Adamlar hocayı yaya, oğlu binek üzerinde görünce “Yahu devir değişti, insanlarda büyüğe hürmet kalmadı, çocuk hayvan üzerinde, zavallı ihtiyar yaya gidiyor!” demişler. Nasrettin Hoca ile oğlu bu sözleri ciddiye alıp, vaziyeti değiştirmişler. Hoca hayvana binmiş, oğlu yaya yürümeye başlamış. Biraz sonra başka bir gruba rastlamışlar. Adamlar “Yahu, bu devirde acıma ve merhamet kalmadı; koskoca adam hayvana binmiş, zavallı çocuğu yaya yürütüyor!” diyerek yanlarından geçmişler. Hoca ile oğlu bu sözü de ciddiye alıp, yeni bir vaziyet düşünmüşler. Bu defa ikisi birden hayvana binmiş.


Biraz sonra, başka bir gruba rastlamışlar. Adamlar manzarayı görünce “Yahu bu insanlarda hiç insaf kalmadı, şu sıcakta bir hayvana iki kişi biner mi? Yazık!” diyerek yanlarından geçmişler. Hoca ile oğlu bu sözlerin de etkisinde kalıp durum değişikliğine gitmişler. Bu defa ikisi de hayvandan inerek yürümeye başlamışlar. Biraz sonra, başka bir gruba rastlamışlar. Adamlar “Yahu şu insanlarda akıl kalmamış, Allah bu hayvanı süs için mi yarattı! Hayvan boş gidiyor, ihtiyarla çocuk yürüyor!” diyerek yanlarından geçip gitmişler. Nasrettin Hoca ile oğlu çaresiz kalmışlar, ne yapsalar insanları memnun edemiyorlar! Sonunda hoca, oğluna “Yavrum, biz onun bunun diline bakacağımıza, kendi bildiğimiz gibi yolumuza devam edelim; hayvana biraz sen biraz da ben binerek gidelim!” demiş.


Halkın dilini tutmanın yolu :


Hz. Hüseyin (r.a), hakkında olumsuz sözler söyleyen bir adama tepsi içinde bir miktar hurma götürüp kapısını çalar, adam “Ey peygamber torunu! Bu nedir?” diye sorar. Hz. Hüseyin (r.a) de, “Bunu al! Çünkü senin, hakkımda kötü konuşarak iyiliklerini bana hediye ettiğini öğrendim; ben de ona karşılık sana bunları getirdim!” der. Adam utanır, tövbe eder, bir daha olumsuz konuşmaz. Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Zeynülabidin de, kendisi hakkında olumsuz şeyler konuşan bir adamın yanına giderek, “Kardeşim, eğer senin söylediklerin bende varsa, onlar için Allah’tan affımı istiyorum; söylediklerin bende yoksa Allah’ın seni affetmesini diliyorum” der ve evine döner. Adam da yaptığından utanıp tövbe eder.

Bir kadın, velilerden Malik b. Dinar’a, “Ey mürâî (gösterişçi!)” der. Bunu işiten Malik, “Ey kadın, Basralıların kaybettiği ismimi sen buldun!” diyerek nefsini ezer, kadını destekler, istiğfar ederek yoluna devam eder.

Gavs-ı Sani Hazretleri ise bu konuda şu uyarıda bulunmuştur:

“İnsan yüzünü Hakk’a döndürmeli. Kulun tek hedefi Allah rızası olmalı. Halk için amel etmeyin. Gösterişten sakının. Bütün fayda Allah’tadır. Amelinizi Cebrail (a.s) görse ve bilse, bunun sizi ne faydası olacak? Allah dilemedikçe, görev ve izin vermedikçe meleklerin de insana bir faydası olmaz. Halka değil, Hakk’a bakın!”

Dr.Dilaver Selvi