27 Ekim 2017 Cuma

Cuma / Amin


"Taştan bile daha katı şimdi kalpler, ağlamayı unutmuş yaş akıtmıyor gözler.. Ya gönüller? Neler saklı onda Kelamullahtan başka kim bilir neler...Beyinlere diyecek yok, içindeki tamamen boş bilgiler...

O kadar uzun görünür ki sana günler.. Aslında bir nefesliktir, dünya denilen yer.. Ah anlayabilsen o kısalığı her şey gelir gider.. Belki toplasan aklını ömrün güzel geçer..
Son ana bırakma! Şeytan imanını ister.. Vermek istemezsin de o an gücün biter.. Çünkü yaşamadın ömründe imanın için ne acı ne keder.. Veyl olsun bana dersin, boş şeylerle etmişim ömrümü heder..."İktibas


11 Ekim 2017 Çarşamba

Gavs-ı Bilvanis Onbeşinci Sohbetden



Bunca Allah(cc) dostları, mürşid-i kamiller sadat-ı kiram vardır.

   Bu zatlarin bu kadar yüce olmalarının sebebi,Peygamber´in(s.a.v.)şeriatına  uygun hareket etmeleridir.

Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde:
"Ümmetimin alimleri Beni Israil´in Peygmaberleri gibidirler." buyuruyorlar.["Alimler, peygamberlerin varisleridir." Ebu Davud ilim1; Tirmizi ilim 19; Buhari ilim 10;]
Yani ümmetimin evliyası beni Israil Peygamberleri gibidir. Hasa Peygamberlikle mukayese edilmez evliyalik. Ama buradaki mukayese hidayet yönündendir.
Ümmetimden cıkan evliyalarin cok hidayete vesile olacaklarına işarettir. Bu Hadis-i Şerif, Peygamber (s.a.v.)´in ümmetinden öyle evliyalar cikmis ki, büyük hidayetlere vesile olmuşlardır. Milyonlarca kişinin hidayetine sebep olmuş, vasıta olmuş evliyalar vardır Ümmet-i Peygamber(s.a.v.) içinde.
Fakat Peygamberlerden ise öyleleri gelmiş ki ancak kendi nefsini hidayete erdirebilmiş, Peygamberlikleri kendi Nefislerine münhasir olmuş.
Bazi Peygamberler ise ancak ailesinin hidayetine vesile olabilmiştir. Bazıları ise ancak muhitinin hidayetine vasıta olmuşlardir.
Mesela Nuh Peygamber (a.s.) dokuzyüzelli sene ömür sürmüş ancak kırk kişiyi imana getirebilmiş. Hanımı ve oğlu bile imana gelmeyenler arasında kalıp küfürle gitmişlerdi.
Fakat Ümmet-i Muhammed ´in (s.a.v.) evliyalarından, Gavs gibi, Şah-ı Hazne gibi, Mevlana Halid gibi, Imam-i Rabbani (k.s.) gibi zatlar cok büyük hidayetlere vasita olmuşlardir. Mevlana Halid´in dörtyüz tane halifesi varmış. Imam-i Rabbani´nin oglu Şeyh Masum ise dörtbin tane halife cıkarmış. Işte böyle büyük hidayetlere, Ümmet-i Peygamber´in irşadına vasıta olmuşlardir.
Bütün Bunlara sebep o evliyaların hal ve hareketlerinin hayatlarının tamamen Peygamber (s.a.v.) şeriatına uygun olmuş olmasındandır, kendilerinden şeriate muhalefet gelmediği içindir ki Rabbül Alemin bu kadar büyük etmiş yüceltmiş onların ellerine bunca hidayet vermiş.
Peygamberin (s.a.v.) şeriatına göre hareket eden, muhalefet etmeyen kimse bilsin ki kazancı cok büyüktür. Şayet insan şeriata muhalefet üzere olursa, bilsin ki zındıklık yolundadir.
Insan şeriata muhalefet üzere olursa, bilsin ki işi başa gitmez, devam etmez. Çabuk tükenir, çabuk zeval bulur, çabuk bozulur aynen karın, yaz sıcağına dayanamaması gibi. Kar, ne kadar çok olursa olsun, yazın güneşine dayanamayarak eriyip yok oldugu gibi, insanin ameli de ne kadar çok olsa, ne kadar veliliği dillere destan olsa, Peygamberin şeriatına uygun değilse zevale mahkumdur.
Rabbul-alemin bir tek yol koymuş önümüze, on yol değil. Rahatlıkla kendisine yönlenebilmemiz için önümüze koydugu biricik yol Peygamberin (s.a.v.) şeriatıdır. Ondan başka yol yoktur.
Şeriata uygun, muhalefetsiz yapılan her hareket Allah´in yanında makbuldür. Sahibine fayda temin eder. Menfaatsiz olmaz.
Şeriata muhalefet yapılırsa amelin sahibine hiç faydası olmaz Hepsi boşa gider. Isterse aksama kadar amel etsin.
Tarikatte de böyledir. Şeriata muhalefet edilmedikce hidayet yolu açıktır. Şeriata muhalif hareket olmayan hulefanin, sadat´in elinden hidayet olmaz.
Kendisine şeriata muhalif hareket olmayan hulefadan, Sadat´tan istifade edilip hidayete ulaşılabilir.
Şeriatta yahut tarikata muhalefet eden hulefa nasibsizdir. Hidayete nasibi yoktur. Hidayete vasıta olamaz. Çünkü kendisi hidayete gelmemiş ki bir başkasının hidayetine vasıta olsun.
Şeyh Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni (K.S.)
Sohbetler Kitabından
Onbeşinci Sohbet


28 Eylül 2017 Perşembe

Allah'ın Ayı Muharrem


Muharrem Ayının Onuncu Günüydü

Yüce Allah: “Ey arz! Suyunu yut! Ve ey gök! Yağmuru tut!..” buyurdu. “Su çekildi. İş de bitti, gemi Cudi’ye oturdu.” (Hud, 44) 
Ardından, “Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan topluluklara bizden bir selamet ve bereketle gemiden in.” (Hud, 48) buyuruldu. 
Muharrem ayının onuncu günüydü. Nuh a.s. bu günü oruç tutarak geçirdi.
... 
Musa a.s. ve ümmeti denizin ortasında açılan yoldan geçerek Firavun’un zulmünden kurtuldu. 
Muharrem ayının onuncu günüydü. Musa a.s. o gün oruç tuttu.
... 
Bu sefer yolculuk denizde değil, karada idi. Allah Rasulü s.a.v. Mekke müşriklerinin zulmünden uzaklaşıp Medine’ye hicret etti. Müminler Medine tepelerinde toplanıp Allah Rasulü s.a.v.’i karşılama mutluluğuna erdiler. 
Ve o gün Aşure günüydü. Yani Muharrem ayının onuncu günü.
Rasul-i Ekrem s.a.v., o gün yahudilerin bayram ettiğini, oruç tuttuğunu farketti. Sebebini sahabiler anlattı: 
- “Ey Allah’ın Rasulü! Yahudi ve Hristiyanlar bu güne hürmet ediyorlar!..” 
Vahy-i ilâhi, Rasulullah s.a.v.’in gönlünde içtihad olarak yer etti ve şöyle buyurdu:
- “Ben Musa’ya daha yakınım.” 
Ve o gün oruca niyetlendi. 
- “Gelecek yıl, dokuzuncu günde de oruç tutarım.” buyurdu. Ardından şöyle seslendi:
- “Haydi, insanlara duyurun! Kim bir şey yemişse, günün kalan kısmını oruçlu geçirsin. Bir şey yemeyen oruç tutsun. Zira bugün Muharrem’in onu, aşure günü.” (Buharî, Müslim, Nesaî)
Ve şöyle buyurdular: 
- “Aşure orucunu bir gün önce ve bir gün sonra tutmak suretiyle yahudilere muhalefet edin.” (Ahmed. b. Hanbel)
... 
Ramazan orucu farz kılınınca, önceden vacip olan Aşure günü orucu isteğe bırakıldı. (Muvatta) Fakat bu orucun fazileti ve kıymeti, diğer peygamberler ve Rasulullah s.a.v.’in tavsiyesi ile bizlere nimet oldu.
Rasulullah s.a.v. Efendimiz buyurdular ki:
“Kanaatime göre Allah, Aşure günü orucuyla önceden işlenmiş bir senelik günahı siler.” (Müslim, Nesai, E. Davud) 
“Ramazan’dan sonra en üstün oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur.” (Müslim, Tirmizî, Ebu Davud)
... 
Muharrem ayınız ve orucunuz mübarek olsun.

21 Eylül 2017 Perşembe

1 Muharrem 1439 / Yeni Yılımız Mübarek Olsun

Peygamber Efendimiz Muhammed aleyhisselam, miladi 571’de 20 Nisana rastlayan, Rebiul-evvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekke’de doğdu. 622’de Mekke’den Medine’ye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medine’nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih Müslümanların Şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, Kameri yıl başı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir.
 
Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerifte, (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur) buyuruldu.
 
* Hicrî (İslâmî) ayların birincisi, Muharrem ayıdır.
 
* Yeni yıla oruçla başlamak için, birinci günü oruç tutmak tavsiye edilmiştir.
 
* Ramazan'dan sonra en fazîletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
 
* Muharremin birinci gününde üç defa okunacak duâ vardır.
 
* Yine Muharrem'in birinci ve onuncu günleri okunacak duâ vardır.
 
10 Muharrem Aşure günü, 70 defa "Hasbünallâhu ve nı rnelvekîl, ni'melmevlâ ve ni'mennasîr" denilmelidir.
 
Ayrıca Aşure günü abdest, namaz, erzak alma, duâ ve yapılacak bazı fazîletli ameller vardır.
 
“Bir kimse, Muharrem ayının ilkgünü, aşağıdaki duâyı 3 defa okursa, Allahü teâlâ o kimseyi, gelecek Muharrem ayına kadar bütün belâlardan emîn kılar.” (Hadis)

Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ sey-yidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Allâhümme entel ebediyyül kadîmül hayyül kerîmül hannânül mennân. Ve hâzihî senetün cedîdetün es'elüke fîhel ismete mineşşeytânirra-cîm. Vel-avne alâ hâzihin nefsil emmârati bis-sûi. Vel-iştiğâle bi-mâ yukarribünî ileyke. Yâ zel-celâli vel-ikrâm. Bi-rahmetike yâ erhamer-râhimîn, Ve sallâllâhü alâ seyyidinâ Muhammedin vel alâ âlihî ve sahbihî ve ehl-i beytihî ecmaîn.

Mânâsı: Rahman ve Rahîm olan Allâh'ın adıyla.. Hamd, âlemlerin rabbi olan Allâh'a mahsustur. Salât ü selâm da Pey-aamber Efendimize, ehl-i beytine ve bütün ashabına olsun. Ey Rabbim, sen ebedî, ezelî, hayy, kerîm, hannân, mennânsın. Bu gelen, yeni bir yıldır. Ya Rabbi, kovulmuş şeytanın şerrinden bu yıl muhafaza olmayı istiyorum. Ve içimde, bana kötülüğü emreden nefsimle mücadelemde senden yardım diliyorum. Beni sana yaklaştıracak meşguliyetleri bana nasîb et, ey celâl ve ikram sahibi Rabbim. Rahmetinle, ey Merhametlilerin en merhametlisi... Efendimiz Muhammed-sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e, onun âline, ashabına ve bütün ehl-i beytine salât olsun..

14 Eylül 2017 Perşembe

Cahil Cüretkarlığı (Haşa Allah Korkusuzluğu )

Yaşı müsait olanlar hatırlayacaktır, geçtiğimiz on yıllar içinde konuşmalarımızda “Allah korkusu” ifadesi hayli azaldı. Daha önceleri çocuk terbiyesinden mahalledeki bir hadiseye, çarşı pazardan nahoş bir durum karşısındaki tepkiye kadar bu ifade sıkça dile geliyordu, artık böyle değil.
Dilden bir ifadenin eksilmesi ya da kullanımın azalması, hiç şüphesiz o ifadenin manasının hayattan eksilmesiyle ilgili. Buradan hareketle Allah korkusu hususunda bir duyarsızlaşma süreci yaşadığımızı söylemek mümkün.
Başta hakim kültürün etkisiyle yaşanan dünyevîleşmenin, sonra dine halkı ısındırmak, belli çevrelerin de tepkisinden sakınma maksatlı “rahmet odaklı” İslâm anlatımının bu süreçte büyük etkisi var. Müslümanı kendi diniyle kavgaya tutuşturmak için her imkan ve fırsatı kullanan “din eleştirmenleri”nin payını da küçümsememek lazım.
Diğer taraftan kendilerine “tasavvufî” etiket vuran kimi mahfiller, fütursuzca müminin hafv ve haşyet duygularına saldırarak yerine muhayyel ve meçhul bir aşkı, muhabbeti ikame etmeye çalışıyor. Bazıları işi tarihin çöplüğüne gömülü “İbahîlik” sapkınlığının meşrebine kadar vardırıyor; ilahî emir ve yasakları ya yok sayıyor ya da muhtevasını değiştiriyor.
Yani hem dışarıdan hem içeriden maruz kaldığımız tasallut ve taciz, kimliğimizin ve kulluğumuzun aslî unsurlarına saldırıyor. Böylece Kitab-ı Kerimimiz’in ve cümle Sünnet-i Seniyye’nin en temel vurgularından biri olan Allah korkusu azalıyor, belirleyiciliğini yitiriyor.
Ne diyelim; Allah cümlemize Zât-ı Uluhiyeti’nden hakkıyla korkmayı, bu korkuyla yürümeyi ve durmayı nasip eylesin.
Sabahattin AYDIN / Semerkand Dergisi

4 Ağustos 2017 Cuma

"BAŞÖRTÜLÜ KADINLARA SİGARAYI YAKIŞTIRAMAM"


Yeni Şafak gazetesi yazarı Hayrettin Karaman, bugün köşesinde başörtülü kadınların sigara  içmesiyle ilgili bir yazı yazdı.

"BAŞÖRTÜLÜ KADINLARA SİGARAYI YAKIŞTIRAMAM"

İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın yazısında konuyla ilgili kısım şu şekilde; "Sigara içmeyi hiçbir kimseye yakıştıramam ve caiz görmem; ama bunların başında başörtülü Müslüman hanımlar geliyor.

"BAŞIMI ÖRTTÜĞÜME KAPILMAYIN DAHA ÇOK ŞEYİMİ PAYLAŞABİLİRİM"

Ben başını örten ama göstere göstere sigara içen bir bayan gördüğümde şöyle bir intibaa kapılıyorum: Sanki farklı olanlara şunu diyor: “Siz benim başımı örttüğüme bakmayın, benden ümidinizi kesmeyin, sizinle paylaşacağım daha çok şeyim var.”

SİGARA İÇEN KADIN EDEPSİZDİR

Sigara içmek, sağlığa verdiği kesin zarar sebebiyle hiçbir kimse için caiz değildir, örtünen kadınlar için ise haram işlemenin yanında edebe aykırı davranış da vardır.
Bizim geleneğimizde kadın sigara içmez, erkeklerin de küçükleri büyüklerinin yanında, öğrenciler hocalarının yanında… Sigara içmezler; çünkü bu davranış ayıptır, edebe aykırıdır. Edep insanın zinetidir; edepten mahrum olanlar insanı güzelleştiren özelliklerden da mahrum olarak gittikçe çirkinleşir, hatta iğrenç hale gelirler."

28 Temmuz 2017 Cuma

Amin.... Zannı Hakikat Görmek...

Fıkrayı duymuşsunuzdur: Aralarında anlaşmazlık çıkan iki komşudan biri Nasreddin Hoca merhuma gelir, kendi görüşünü anlatır. Hoca, “Haklısın!” der adama. Bir müddet sonra öbürü uğrar Hoca’ya. O da komşusuyla ihtilafa düştükleri meseleyi kendince anlatır. Nasreddin Hoca onu da, “Haklısın!” diyerek gönderir. Yan odada bütün bu konuşmalara kulak misafiri olan Hoca’nın hanımı dayanamaz: “Efendi, ikisini de dinledin, ikisine de haklısın dedin. Bunların biri haklıysa ötekinin haksız olması gerekmez mi?” diye itiraz eder. Hoca bir müddet düşündükten sonra “Vallahi hatun, sen de haklısın!” deyiverir.
Nasreddin Hoca’nın fıkraları öyle gülüp geçilecek lâtifeler değildir. Hikmet yüklü nükteleri vardır. Nitekim bu fıkra, farklı bakış açılarının aynı mesele ile ilgili farklı görüşlere yol açacağını anlatıyor. Her birine kendi açısından bakıldığında, birbiriyle çelişse bile bütün görüş veya değerlendirmelerde izafî bir haklılık payı bulunabileceğini gösteriyor. Fakat öte yandan, bu kişilere göre değişen görece haklılığın, mutlak anlamda bir hakkaniyet taşımadığı, Hoca’nın hanımına hak verilmek suretiyle de ifade ediliyor.
Şöyle de diyebiliriz: Görüşümüzü gördüklerimiz belirler. Lakin gördüklerimizi de büyük ölçüde durduğumuz yer belirler. O zeminde durup baktığımız zaman gördüğümüz belki doğrudur ama acaba durduğumuz yer doğru mudur? Yahut bakış açımız sağlıklı bir görüş tesis edebilmek için görmemiz gereken hakikatin ne kadarını görmemize imkan vermektedir? Görüleni anlamlandırırken hangi ölçülere müracaat edilmektedir? Hasıl-ı kelam, son derece doğru ve hakkaniyetli olduğuna inandığımız değerlendirmelerimizin pekâlâ yanlış olma, bir haksızlığa yol açma ihtimali vardır.
Ahmet Nafiz Yaşar’ın hazırladığı yazının devamı Semerkand Dergisi Haziran 2017 sayısında.

17 Temmuz 2017 Pazartesi

4 Temmuz 2017 Salı

ALLAH TEALA' nın NAZIM İSMİ

Birey olarak bu isim ile amel edebilmek için elbiselerimizi çıkartınca katlayarak bırakmak lazımdır.
Allah Teala'nın "Nazım" ismi "her şeye nizam ve intizam veren" manasındadır. Allah Teala derli-toplu olmamızı ister. Şehirlerin "Nazım" planı da bu cihettendir.
Katlayarak bırakılan elbisenin içine şeytanlar giremez. Bu konuyu bir hadis-i şerif ile açıklayalım;
“Elbiselerinizi çıkardığınızda onları güzelce katlayın. Çünkü, şeytan katlanmış olarak bulduğu bir elbiseyi giyemez, ancak katlanmamış dağınık halde bulduğu bir elbiseyi giyer.”
Allah Teala "nazım" ismi ile amel etmeyi hepimize nasib etsin.

9 Haziran 2017 Cuma

Hayırlı Cumalar



"Ey aziz! Bilmiş olasın ki, Allah dostları şöyle demişlerdir: Dünya dostları ateş gibidir azı yararlı, çoğu zararlıdır. Cahillerle sohbet cana korkunç işkencedir. Ahmak dost, yılan ve sırtlandan farksızdır.İnsanlarla fazla içli-dışlı olmak iflas alametidir ve vesveseleri tahrik eder.İnsanlara minnet etmeyip Mevla’dan isteyen zengin olur, ve Mevla’nın dostluğunu bulur. Dostun düşmanına gitme ona gitmekle dostunu incitme. İnsanlara yakınlığın ateşe yakınlık gibi olsun ne çok yaklaş ne çok uzaklaş. Sev seni seveni, Sorma seni sormayanı..."
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.  Marifetname

26 Mayıs 2017 Cuma

Dua ve Mağfiret Ayı

On bir ayın sultanı mübarek Ramazan-ı Şerif’e tekrar kavuştuk, elhamdülillah. Cenab-ı Mevlâ müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Ramazan ayı, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile bâtılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.” (Bakara, 185)
İbn Acibe hazretleri bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken şöyle diyor:
“Ramazan, kelime olarak ‘yakmak’ manasındadır. Bu aya Ramazan denmesi, o ayda tutulan oruç esnasında çekilen açlık ve susuzluğun hararetinden kalbin yanması sebebiyledir. Ramazan denmesinin bir diğer sebebi de, o ayda günahların yanıp temizlenmesidir.” (Bahrü’l-Medîd)
Yukarıdaki ayet-i kerimenin devamında Cenab-ı Mevlâ şöyle buyuruyor:
“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki) gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına cevap veririm. O halde doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” (Bakara, 186)
Bu ayet-i kerimenin Ramazan-ı Şerif ayetinden hemen sonra gelişinin hikmetini büyük müfessir Beyzavî rh.a. şöyle açıklıyor:
“Allah Tealâ kullarına önce Ramazan orucunu emretti, onları tekbir ve şükür vazifelerini yerine getirerek sayıyı tamamlamaya teşvik etti. Peşinden de kendisinin onların bütün hallerini bildiğini, sözlerini işittiğini, dualarına icabet ettiğini ve amellerine karşılık verdiğini bildiren bu ayeti getirdi. Bunu önceki emri kuvvetlendirmek ve onu yerine getirmeye teşvik için yaptı.”
Yani Cenab-ı Mevlâ bizlere “emrimi yerine getirin, orucunuzu tutun, şükredin, dua edin, duanıza icabet ederim” diye buyuruyor. Ramazan ayı oruç ayıdır, namaz ayıdır, Kur’an-ı Kerim’i çokça okuma, fakirlere yardım etme, sadaka verme, itikâfa girme ayıdır. Salih amellerle Allah’a yaklaşma ayıdır. Bütün bu ibadetlerle Cenab-ı Mevlâ’dan isteme ve dua ayıdır. Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur:
“Ramazan ayının ilk gecesi gelince sekiz cennetin bütün kapıları açılır. Bu ay boyunca cennet kapılarından hiçbiri kapanmaz. Allah Tealâ bir nidacıya şöyle ilan etmesi için emir verir:
– Ey hayır arayan kişi, gel! Ey kötülükte ileriye giden kişi, bırak! Günahlarının bağışlanmasını dileyen yok mu, bağışlansın! Dilekte bulunan yok mu, dileği verilsin! Tövbe eden yok mu, tövbesi kabul edilsin!
Bu durum fecir doğup sabah oluncaya kadar böyle devam eder. Cenab-ı Hak her gece iftar vakti, azabı hak etmiş bir milyon kişiyi cehennemden azat eder.” (İbn Huzeyme, es-Sahîh, 1887; el-İsbehânî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1726; Beyhakî, Şu’abu’l-îmân, 3608)
Ashab-ı Kiram’ın büyüklerinden Selman-ı Farisî r.a. anlatıyor:
“Allah Rasulü s.a.v. Şaban ayının son günü bize bir hutbe irad etti. Şöyle buyurdu:
– Ey insanlar! Büyük bir ayın gölgesi üzerinize düşmüş bulunuyor. O ay içinde bulunan Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Cenab-ı Hak bu ayda oruç tutmayı farz ve geceleri ibadet etmeyi nafile kılmıştır. Kim bu ayda hayırlı bir haslet ile Allah Tealâ’ya yaklaşırsa, diğer aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap kazanır. Yine bu ayda bir farzı yerine getiren diğer aylarda yetmiş farzı yerine getirmiş gibi sevap kazanır. Bu ay sabır ayıdır. Sabrın karşılığı ise cennettir. Bu ay yardımlaşma ayıdır. Bu ayda müminin rızkı artar. Kim bu ayda bir iftar ettirirse, bir köle azat etmiş gibi sevap kazanır ve günahları bağışlanır.
Bu sözler üzerine biz dedik ki:
– Ya Rasulallah! Hepimiz bir oruçluyu iftar ettirecek imkana sahip değil.
Allah Rasulü s.a.v. sözlerine şöyle devam etti:
– Oruçluya bir içim süt, bir içim su ve birkaç hurma vererek iftar ettirene de Allah Tealâ bu sevabı verir. Kim bir oruçlunun karnını doyurursa, Allah Tealâ onun günahlarını bağışlar. Yine onu benim Kevser Havuzumdan içirir ve ondan sonra hiç susuzluk çekmez. Oruç tutan kişinin sevabından bir şey eksilmeden, kazandığı sevap kadar da iftar ettiren kişiye sevap verilir. Bu öyle bir aydır ki, başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden azat olmaktır. Bu ayda kölesinin (hizmetçisinin, işçisinin) işini hafifleten kişiyi Allah Tealâ ateşten azat eder.
Bu ayda şu dört haslete sıkıca sarılın. Bunların ikisi ile Rabbinizin rızasını kazanır, ikisine ise her zaman ihtiyaç duyarsınız. Rabbinizin rızasını kazandıracak iki haslet şudur: Allah’tan başka ilah bulunmadığına şahadet etmek ve Allah’tan günahların bağışlanmasını dilemek. Her zaman ihtiyaç duyduğunuz iki haslet ise Rabbinizden cenneti istemek ve cehennemden ona sığınmaktır.” (Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân, 3695; el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1469)
Ramazan ayı kulluğa sarılıp bağışlanmayı bekleme zamanıdır. Efendimiz s.a.v. buyurmuştur ki:
“İman ederek ve sevabını yalnız Allah Tealâ’dan bekleyerek Ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır.” (Buharî, 38; Müslim, 760; Nesâî, 2203; Ebu Davud, 1372; İbn Mâce, 1641)
Ramazan-ı Şerif, içinde bir ömre bedel mübarek Kadir gecesini barındırır. Bu ayın son on gününde Kadir gecesini aramak, Cenab-ı Mevlâ’nın mağfiretine ihtiyacımızı, iştiyakımızı O’na arz etmektir. Esasen Ramazan boyu tuttuğumuz oruçlarla, kıldığımız namazlarla, verdiğimiz sadakalarla, okuduğumuz, dinlediğimiz Kur’an-ı Kerim’le Rabbimize olan ihtiyacımız arz ile birlikte irtibatımızı tazeler, yenileniriz.
Ramazan-ı Şerif’e kavuşturduğu gibi Rabbimiz bizi bayrama da ulaştırır inşallah. Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v.’in müjdesiyle, Cenab-ı Mevlâ bayram sabahı melekleri şahit tutarak “sevap olarak rızamı ve affımı veriyorum” diyerek kullarını sevindirir.
Rabbimiz, bizleri bu mübarek ayı hakkıyla ihya edip bayram sabahı rızasını ve mağfiretini bahşettiği kullarından eylesin. Bayramımız mübarek olsun.
Rabbimizin tevfik ve inayetiyle…
Muhammed Mübarek Elhüseyni